Evrimleşme kelimesi
özellikle son dönemlerde birçok
farklı anlamda kullanılmaktadır.
Örneğin "evrim" kavramına
sosyal yaşamla ilgili bir mana
yüklenmiş, insanlığın ilerlemesi,
teknolojinin gelişimi gibi kavramlarla
eş anlamlı hale getirilmiştir.
Bu manada kullanıldığında "evrim"
kavramında bir hata yoktur.
Hiç şüphesiz akıl sahibi insan,
zaman içinde aklını, bilgisini
ve gücünü kullanarak her konudagelişecek
ve değişecektir. İnsanlığın
bilgi birikimi nesilden nesile
aktarılarak büyüyecektir. Bu
konu canlılığı tesadüflerle
açıklama iddiası ile ortaya
çıkan evrim teorisine delil
olmadığı gibi, yaratılış gerçeğiyle
de hiçbir yönden çelişmez.
Burada evrimciler
çok basit bir kelime oyunu yapmakta
ve doğru bir kavramı yanlış
bir kavramla karıştırmaktadırlar.
Örneğin; "insan yıllar
içinde sosyal yaşam açısından,
kültür olarak, bilimsel ve teknolojik
olarak sürekli bir gelişim ve
değişim içindedir" ifadesi
doğrudur. (Ancak şunu da hatırlatmak
gerekir ki, tarihte zaman zaman
ilerleme olduğu gibi gerileme
de olabilir. Sosyolojik olaylarda
daimi bir ileri gidiş değil,
duraklama veya gerileme dönemleri
de olmuştur.) Buna karşın, "işte
insanlığın bu değişimi ve gelişimi
gibi canlı türleri de uzun yıllar
içinde gelişerek bir değişime
uğramışlardır" iddiası
bütünüyle yanlıştır. İnsanın
düşünen bir varlık olarak, bilgisini
artırması, bu bilgi birikimini
diğer nesillere aktarması bu
şekilde sürekli ileriye gitmesi
çok mantıklı ve bilimsel iken,
canlı türlerinin tesadüflerle,
rastlantılarla, kontrolsüz ve
bilinçsiz doğa şartlarıyla gelişip
evrimleştikleri iddiası çok
büyük bir saçmalıktır.
BİLİMDE
İLERLEMENİN ÖNCÜLERİ YARATILIŞÇI
BİLİM ADAMLARIDIR
Her ne kadar evrimciler
kendilerini yenilik, değişim,
ilerleme gibi kavramlarla özdeşleştirmeye
gayret ediyorlarsa da, her dönemde
bilimin, ilerlemenin, yenilik
ve gelişmenin gerçek öncülerinin
yaratılışı savunan inançlı bilim
adamları olduğunu tarih göstermiştir.
Bilimsel gelişimin
her noktasında inançlı bilim
adamlarının damgasını görürüz.
Astronomide çığır açan Leonardo
da Vinci, Kopernik, Keppler,
Galilei, paleontolojinin kurucusu
Cuvier, botanik ve zoolojinin
temelini atan Linnaeus, yerçekimini
açıklayan Newton, galaksilerin
varlığını ve evrenin genişlemesini
keşfeden Edwin Hubble ve daha
pek çok bilim adamı Allah'ın
varlığına, evreni ve canlılığı
O'nun yarattığına inanan bilim
adamlarıydı.
Yirminci yüzyılın
en büyük bilim adamlarından
biri olarak kabul edilen Albert
Einstein şunları söylemiştir:
Derin bir imana
sahip olmayan hiçbir bilim adamı
düşünemiyorum. Bu durum şöyle
de ifade edilebilir: Dinsiz
bir bilime inanmak imkansızdır.55
Modern fiziğin
temelini atan Alman fizikçi
Max Planck ise şunları söylemektedir:
Hangi alanda olursa
olsun bilimle ciddi şekilde
ilgilenen herkes, bilim mabedinin
kapısındaki şu yazıyı okuyacaktır:
'İman et.' İman bilim adamının
vazgeçemeyeceği bir özelliktir.56
Bilim tarihinin
incelenmesi, değişimin ve ilerlemenin
yaratılışçı bilim adamlarının
eseri olduğunu göstermektedir.
Öte yandan bilimsel gelişmeler,
özellikle de 20. ve 21. yüzyıldakiler
yaratılışın sayısız deliline
ulaşmamızı sağlamıştır. Modern
bilim ve teknoloji evrenin yoktan
var edildiği, yani "yaratıldığı"
gerçeğine ulaşılmıştır. Evrenin
bundan yaklaşık 15 milyar yıl
önce, tek bir noktanın patlayarak
genişlemesi sonucunda meydana
geldiği bugün bütün bilim dünyası
tarafından kabul edilmiş bir
gerçektir. Böylece 19. yüzyılın
ilkel bilim şartlarında materyalistler
tarafından savunulan "başlangıcı
ve sonu olmayan" sonsuz
evren modeli yıkılmıştır. Evrenin
tıpkı Kuran'da işaret edildiği
gibi yaratıldığı, bir başlangıcının
ve sınırlarının olduğu ve genişlediği
anlaşılmıştır. Bu gerçek Kur'an-ı
Kerim'de şöyle ifade edilir:
İnkar
edenler görmüyorlar mı ki (başlangıçta)
göklerle yer birbiriyle bitişikken,
Biz onları ayırdık ve her canlı
şeyi sudan yarattık. Yine de
onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya
Suresi, 30)
Biz
göğü 'büyük bir kudretle' bina
ettik ve şüphesiz Biz (onu)
genişleticiyiz. (Zariyat Suresi,
47)
Canlılıktaki tasarımın
birçok yeni deliline ulaşmamızı
sağlayan yine 20. yüzyılın gelişen
bilimi oldu. Elektron mikroskobu
canlılığın en küçük birimi olan
hücrenin ve onu oluşturan parçaların
muhteşem yapılarını ortaya koydu.
DNA'nın keşfedilmesi mikroskopla
görebildiğimiz hücrenin içinde
kendini gösteren sonsuz aklı
belgeledi. Biyokimya ve fizyoloji
alanındaki gelişmeler vücudun
moleküler seviyedeki mükemmel
işlevlerini ve yaratılış dışında
açıklaması olmayan tasarım üstünlüğünü
gösterdi.
Bunun tam aksine
evrim teorisinin 140 yıl önce
ortaya atılmasındaki şartları
hazırlayan etken ise, çağın
bilimsel açıdan geri olmasıydı.
Sonuç olarak, yaratılışı
savunanların inançlarına sürekli
olarak yeni deliller sağlayan
ilerlemenin, gelişmenin ve bilimin
karşısında olmaları düşünülemez.
Tam tersine, bunların en büyük
destekçisidirler. Yeniliğin
asıl karşısında olanlar ise,
bilimin ortaya koyduğu tüm kanıtlara
sırt çevirerek, asılsız hayal
ürünü senaryolardan oluşan evrim
teorisini savunanlardır.