Canlılığın yeryüzünde nasıl ortaya çıktığı
sorusunu sorduğumuzda, karşımıza iki farklı cevap
çıkar:
- Bu cevaplardan birincisi, canlıların
evrim yoluyla ortaya çıktıklarıdır. Bu iddiayı savunan
evrim teorisine göre canlılık tesadüflerle ortaya
çıkan bir ilk hücreyle başlamıştır. Bu canlı hücre
de yine tesadüfler sonucunda gelişip evrimleşmiş ve
çeşitlenerek dünya üzerindeki milyonlarca farklı türü
oluşturmuştur.
- İkinci cevap ise "Yaratılış"tır:
Bütün canlılar tüm evrene hakim olan bir Yaratıcı'nın
yaratmasıyla var olmuşlardır. Hiçbir şekilde tesadüfle
meydana gelmesi mümkün olmayan canlılık ve milyonlarca
canlı türü, ilk yaratıldıklarında da bugünkü gibi
eksiksiz, kusursuz ve üstün bir tasarıma sahiplerdi.
En basit gibi görünen canlı türlerinin dahi, kendi
kendine, doğal şartlarla ve rastlantılarla oluşamayacak
derecede kompleks yapı ve sistemlere sahip olması,
bunun açık bir kanıtıdır.
Bu iki seçenek dışında, canlılığın nasıl
ortaya çıktığı konusunda bugün ortaya konabilecek
üçüncü bir iddia, bir teori hatta herhangi bir varsayım
bile yoktur. Mantık kurallarına göre cevabı iki seçenekli
bir sorunun cevap seçeneklerinden birinin kesin yanlış
olduğu ortaya konursa, diğer seçeneğin kesin doğru
olduğu da anlaşılır. En temel mantık kurallarından
biri olan bu kurala "ayrık çıkarım" (modus
tolendo ponens) adı verilir.
Yani eğer yeryüzündeki canlı türlerinin,
evrimcilerin iddia ettiği gibi tesadüflerle evrimleşerek
ortaya çıkmadığı ispatlanırsa, bu durum canlıların
bir Yaratıcı tarafından yaratıldıklarını kesin olarak
ispatlar. Evrim teorisini savunan bilim adamları da
"üçüncü bir alternatif" olmadığını kabul
ederler. Bunlardan biri olan Douglas Futuyma bunu
şu sözleriyle ifade etmektedir:
Canlılar dünya üzerinde ya tamamen mükemmel
ve eksiksiz bir biçimde ortaya çıkmışlardır ya da
kendilerinden önce var olan bazı canlı türlerinden
evrimleşerek meydana gelmişlerdir. Eğer eksiksiz ve
mükemmel biçimde ortaya çıkmışlarsa, o halde üstün
bir akıl tarafından yaratılmış olmaları gerekir.4
Evrimci Futuyma'nın bu sözlerinin cevabını
fosil bilimi verir. Fosil bilimi (paleontoloji) tüm
canlı gruplarının farklı zamanlarda, birdenbire ve
mükemmel biçimleriyle yeryüzü sahnesine çıktıklarını
göstermektedir.
Yüzyılı aşkın bir süredir sürdürülen
arkeolojik kazılarda ve araştırmalarda elde edilen
bütün bulgular, evrimcilerin beklediklerinin aksine,
canlıların yeryüzünde birdenbire, eksiksiz ve kusursuz
bir biçimde ortaya çıktıklarını, yani "yaratıldıklarını"
göstermiştir. Bakteriler, omurgasız deniz canlıları,
balıklar, yumuşakçalar, eklembacaklılar, amfibiyenler,
sürüngenler, kuşlar veya memeliler aniden, kompleks
organ ve sistemleriyle yeryüzünde belirmişlerdir.
Aralarında birbirine sözde bir geçiş olduğunu gösteren
fosiller de yoktur. Fosil bilimi de diğer bilim dallarının
verdiği mesajı vermektedir: Canlılar evrimleşmemişler,
yaratılmışlardır. Sonuçta evrimciler, gerçek dışı
teorilerini kanıtlamaya çalışırken, kendi elleriyle
yaratılış gerçeğinin delillerini ortaya çıkarmışlardır.
Ünlü İngiliz paleontolog (fosil bilimci)
Derek W. Ager, bir evrimci olmasına karşın evrim teorisinin
tüm iddialarını geçersiz kılan bu açık gerçeği şöyle
itiraf eder:
Sorunumuz şudur: Fosil kayıtlarını detaylı
olarak incelediğimizde, türler ya da sınıflar seviyesinde
olsun, sürekli olarak aynı gerçekle karşılaşırız;
kademeli evrimle gelişen değil, aniden yeryüzünde
oluşan gruplar görürüz.5
KAMBRİYEN DEVRİ, EVRİM TEORİSİNİ YIKMAK İÇİN YETERLİDİR
Canlılar alemi, biyologlar tarafından
bitkiler, hayvanlar, mantarlar gibi temel "alemlere"
ayrılır. Bunlar da kendi içlerinde ilk olarak farklı
"filum"lara bölünürler. Bu filumlar belirlenirken,
her birinin tamamen farklı vücut planlarına sahip
oldukları göz önünde bulundurulmuştur. Örneğin artropodlar
(eklem bacaklılar) kendilerine has bir filumdur ve
filuma dahil edilen tüm canlılar temelde benzer bir
vücut planına sahiptir. Chordata olarak adlandırılan
filum ise, merkezi bir sinir ağına sahip olan canlıları
barındırır. Bizim için tanıdık olan balıklar, kuşlar,
sürüngenler, memeliler gibi hayvanların tümü, Chordata'nın
bir alt sınıfı olan omurgalılar kategorisine dahildir.
|

|
Burgess Shale fosil yatağında
bulunan ilginç fosil canlılardan biri: Marrella.
|
|
|
Kambriyen
devrine ait bir fosil
|
Hayvanların farklı filumları arasında,
ahtopotlar gibi yumuşak bedenli canlıları barındıran
Molluska filumu ya da yuvarlak solucanları barındıran
Nematoda filumu gibi çok farklı kategoriler vardır.
Bu kategorilerin en önemli özelliği ise, başta da
belirttiğimiz gibi tamamen farklı vücut planlarına
sahip olmalarıdır.
Peki bu farklı canlılar nasıl ortaya
çıkmıştır?
Önce evrim teorisinin bu konudaki varsayımını
ele alalım. Bilindiği gibi teori, canlılığın tek bir
ortak atadan geldiğini ve küçük değişimlerle farklılaştığını
öne sürmektedir. Bu durumda, canlılığın, ilk başta
birbirine çok benzer ve basit formlarda ortaya çıkmış
olması, sonra zamanla gelişip çeşitlenmesi gerekir.
 |
|
İLGİNÇDİKENLER:
Kambriyen devrinde bir anda ortaya çıkan canlılardan
biri, sağ üstteki Hallucigenia'dır. Bu ve diğer
pek çok Kambriyen canlısının fosilinde, saldırılara
karşı korunma sağlayan dikenler ya da sert kabuklar
yer alır. Evrimcilerin açıklayamadıkları bir
konu da, ortada hiçbir "avcı" canlının bulunmadığı
bu devirde bu hayvanların nasıl bu kadar iyi
bir korunmaya sahip olduklarıdır. Ortada avcı
hayvanların bulunmayışı, bu durumu "doğal seleksiyon"la
açıklamayı imkansız kılmaktadır.
|
Yani evrim teorisine göre, canlılık tek
bir kökten gelen, ancak sonra dallara ayrılan bir
ağaç gibi olmalıdır. Nitekim bu varsayım Darwinist
kaynaklarda ısrarla vurgulanır ve "hayat ağacı"
kavramı sık sık kullanılır. Bu hayat ağacına göre,
önce tek bir filum oluşmalı, sonra diğer filumlar
küçük küçük değişimlerle ve uzun zaman dilimleri içinde
yavaş yavaş belirmelidir.
 
Denizyıldızı,
denizanası gibi pek çok kompleks omurgasız canlı
günümüzden yaklaşık 500 milyon yıl önce hiçbir
sözde evrimsel ataya sahip olmadan, birdenbire
ortaya çıkmıştır. Yani yaratılmıştır. Bugünkü
örneklerinden hiçbir farkları da yoktur.
|
Evrim teorisinin iddiası budur. Peki
ama gerçekten böyle mi olmuştur?
Kesinlikle hayır. Aksine, hayvanlar,
ilk ortaya çıktıkları dönemden itibaren çok farklı
ve kompleks yapılara sahiptirler. Bugün bilinen tüm
hayvan filumları, yeryüzünde aynı anda, Kambriyen
devri olarak bilinen jeolojik dönemde ortaya çıkmışlardır.
Kambriyen devri, yaşı 530-520 milyon yıl olarak hesaplanan
10 milyon yıllık bir jeolojik dönemdir. Bu devirden
önceki fosil kayıtlarında, tek hücreli canlılar ve
çok basit birkaç çok hücreli dışında hiçbir canlının
izine rastlanmaz. Kambriyen devri gibi son derece
kısa bir dönem içinde ise (10 milyon yıl, jeolojik
anlamda çok kısa bir zaman dilimidir) bütün hayvan
filumları, tek bir eksik bile olmadan bir anda ortaya
çıkmışlardır!
Kambriyen kayalıklarında bulunan fosiller,
salyangozlar, trilobitler, süngerler, solucanlar,
denizanaları, denizyıldızları, yüzücü kabuklular,
deniz zambakları gibi çok farklı canlılara aittir.
Bu tabakadaki canlıların çoğunda, modern örneklerinden
hiçbir farkı olmayan, göz, solungaç, kan dolaşımı
gibi kompleks sistemler, ileri fizyolojik yapılar
bulunur. Bu yapılar hem çok kompleks, hem de çok farklıdır.
Evrimci literatürün popüler yayınlarından Earth Sciences
dergisinin editörü Richard Monestarsky, Kambriyen
Patlaması hakkında şu bilgileri vermektedir:
 |
550
milyon yıl önce Kambriyen devirde aniden ortaya
çıkan kompleks omurgasız canlılardan biri de
yukarıda fosilleri görülen "trilobit"lerdir.
Trilobitin evrimcileri çıkmaza sokan bir diğer
özelliği ise sahip olduğu petek göz yapısıdır.
Trilobitin son derece gelişmiş kompleks gözleri
çoklu mercek sistemine sahiptir. Bu sistem günümüzdeki
örümcek, arı, sinek gibi pek çok canlıda bulunan
örneklerinden farksızdır. Böyle kompleks bir
göz yapısının bundan 500 milyon yıl önce yaşamış
bir canlıda birdenbire ortaya çıkması, evrimcilerin
tesadüfe dayalı teorilerini çöpe atmak için
yeterlidir.
|
Bugün görmekte olduğumuz oldukça kompleks
hayvan formları aniden ortaya çıkmışlardır. Bu an,
Kambriyen devrin tam başına rastlar ki, denizlerin
ve yeryüzünün ilk kompleks yaratıklarla dolması bu
evrimsel patlamayla başlamıştır. Günümüzde dünyanın
her yanına yayılmış olan omurgasız takımları erken
Kambriyen devirde zaten vardır ve yine bugün olduğu
gibi birbirlerinden çok farklıdırlar.6

Prof. Philip
Johnson
|
Darwinizm'in dünya çapındaki en önemli
eleştirmenlerinden biri olan Berkeley Üniversitesi
profesörü Philip Johnson, paleontolojinin ortaya koyduğu
bu gerçeğin, Darwinizm'le olan açık çelişkisini şöyle
açıklamaktadır:
Darwinist teori, canlılığın bir tür "giderek
genişleyen bir farklılık üçgeni" içinde geliştiğini
öngörür. Buna göre canlılık, ilk canlı organizmadan
ya da ilk havyan türünden başlayarak, giderek farklılaşmış
ve biyolojik sınıflandırmanın daha yüksek kategorilerini
oluşturmuş olmalıdır. Ama hayvan fosilleri bizlere
bu üçgenin gerçekte başaşağı durduğunu göstermektedir:
Filumlar henüz ilk anda hep birlikte vardır, sonra
giderek sayıları azalır.7
Philip Johnson'ın belirttiği gibi, filumların
kademeli olarak oluşması bir yana, tüm filumlar bir
anda var olmuşlar, hatta ilerleyen dönemlerde bazılarının
soyu tükenmiştir. Çok farklı canlıların bir anda ve
kusursuz şekilde ortaya çıkmalarının anlamı ise, evrimci
Futuyma'nın da kabul ettiği gibi, yaratılıştır.
Görüldüğü gibi eldeki bütün bilimsel
bulgular evrim teorisinin iddialarını geçersiz kılmakta
ve yaratılış gerçeğini gözler önüne sermektedir.