Buraya
kadar ele aldığımız
tüm sorularda ortaya
koyduğumuz gibi,
evrim teorisi bilimsel
bulgulara tamamen
aykırı bir iddiadır.
19. yüzyılın ilkel
bilim düzeyi içinde
doğan teori, 20.
ve 21. yüzyılda
ardı ardına gelen
bilimsel bulgularla
çürütülmüştür.
Teoriye
körü körüne bağlı
kalan evrimciler
ise, bilimsel dayanakları
kalmadığı için,
çareyi demagojilerde
bulurlar. En çok
başvurdukları demagojilerden
biri ise, "yaratılış
bir inançtır, bilimin
alanına girmez"
şeklindeki basmakalıp
slogandır. İddialarına
göre, evrim bilimsel
bir teori, yaratılış
ise bir inançtan
ibarettir.
Oysa
evrimcilerin yegane
dayanakları olan
bu "evrim bilimdir,
yaratılış inançtır"
tekerlemesi tamamen
yanlış bir bakış
açısından kaynaklanır.
Bu tekerlemeyi tekrarlayanlar,
bilim ile materyalist
felsefeyi birbirine
karıştırmaktadırlar.
Bilimin, mutlaka
materyalizmin sınırları
içinde kalması gerektiğini,
materyalist olmayan
hiçbir açıklama
yapamayacağını zannetmektedirler.
Oysa bugün bilimin
kendisi materyalizmi
reddetmektedir.
MADDEYİ
İNCELEMEK MATERYALİST
OLMAK DEĞİLDİR
Konuyu
incelemek için önce
materyalizmi kısaca
tanımlayalım. Materyalizm
Eski Yunan'dan beri
var olan bir felsefedir
ve maddenin yegane
varlık olduğu varsayımına
dayanır. Materyalist
felsefeye göre,
madde sonsuzdan
beri vardır, sonsuza
kadar da var olacaktır.
Madde ötesinde başka
hiçbir varlık da
yine bu felsefeye
göre yoktur. Bu
bilimsel bir iddia
değildir, çünkü
deneye ve gözleme
tabi tutulamaz.
Sadece bir inançtır,
bir dogmadır.
|

Demokritos
da günümüz
materyalistleri
gibi, maddenin
ezeli olduğu
ve maddeden
başka bir
varlık bulunmadığı
yanılgısına
sahipti.
|
Ancak
19. yüzyılda bu
dogma bilime karıştırılmış
ve hatta bilimin
temeli haline getirilmiştir.
Oysa bilimin materyalizmi
kabul etmek gibi
bir zorunluluğu
yoktur. Bilim evreni
ve doğayı inceler
ve herhangi bir
felsefi sınırlandırma
olmadan sonuçlar
çıkarır.
Bu
gerçek karşısında
bazı materyalistler
sıklıkla basit bir
kelime oyununa sığınırlar.
"Bilim sadece
maddeyi inceleyebilir,
demek ki maddeci,
yani materyalist
olmak zorundadır"
derler. Evet bilim
sadece maddeyi inceler,
ama "maddeyi
incelemek"
ile "materyalist
olmak" çok
farklı şeylerdir.
Çünkü maddeyi incelediğimizde,
bu maddede, maddenin
kendisi tarafından
meydana getirilemeyecek
kadar büyük bir
bilgi ve tasarım
olduğu sonucuna
da varabiliriz.
Bu bilgi ve tasarımın,
kendisini hiç görmesek
de, bir zihin tarafından
meydana getirildiğini
anlayabiliriz.
Örneğin
bizden önce bir
insanın girip girmediğinden
emin olmadığımız
bir mağara düşünelim.
Bu mağaraya girdiğimizde
eğer sadece toz,
toprak, taşlar vs.
bulursak "bu
mağarada sadece
gelişigüzel dağılmış
maddeler var"
diye düşünebiliriz.
Ama eğer mağaranın
duvarlarında çok
büyük bir ustalıkla
çizilmiş, göz kamaştırıcı
resimler varsa,
o halde "bizden
önce burada akıllı
bir varlık bulunmuş,
burada eserler meydana
getirmiş" diye
düşünürüz. O akıllı
varlığı hiç göremeyebiliriz,
ama varlığını eserlerinden
anlarız.
BİLİM
MATERYALİZMİ ÇÜRÜTMÜŞTÜR
Bilim
de işte bu örnekteki
yöntemle doğayı
incelemektedir.
Eğer doğada gerçekten
sadece maddesel
etkenlerle açıklanabilecek
bir düzen olsaydı,
o zaman bilim materyalizmi
onaylayabilirdi.
Ama çağdaş bilim,
doğada asla maddesel
etkenlerle açıklanamayacak
bir düzen olduğunu,
tüm maddeye hakim
bir Yaratıcı tarafından
var edilen bir tasarım
bulunduğunu ortaya
çıkarmıştır.
|

Eğer
materyalistlerin
iddia ettikleri
gibi maddenin
doğada kendi
kendine canlılığı
oluşturma
gibi bir özelliği
olsaydı, bunun
laboratuarların
kontrollü
ortamında
çok daha kolay
gerçekleştirilebilmesi
gerekirdi.
Oysa bugün
değil canlı
hücresi, onun
herhangi bir
organeli bile
laboratuarlarda
suni olarak
üretilememiştir.
|
Örneğin
tüm gözlem ve deneyler,
maddenin kendi kendine
hayat oluşturamadığı,
dolayısıyla hayatın
metafizik bir yaratılıştan
kaynaklandığını
ispatlamaktadır.
Bu yöndeki tüm evrimci
deneyler başarısızlıkla
sonuçlanmıştır.Asla
cansız maddeden
canlılık üretilememiştir.
Amerikalı evrimci
bir biyolog olan
Andrew Scott, ünlü
New Scientist dergisinde
bu konuda şu itirafı
yapar:
Biraz
madde alın, karıştırın,
ısıtın ve bekleyin.
Bu, hayatın kökeninin
modern versiyonudur.
Yerçekimi, elekromanyetizma,
zayıf ve güçlü nükleer
kuvvetler gibi "temel"
güçler gerisini
halledecektir...
Peki ama bu kolay
hikayenin ne kadarı
sağlam temellere
oturmaktadır ve
ne kadarı umuda
dayalı spekülasyonlara
bağlıdır? Gerçekte,
ilk kimyasal maddelerden
canlı hücrelere
kadar giden aşamaların
bütün mekanizmaları
ya tartışma konusudur
ya da tamamen karanlık
içindedir.65
|

Prof.
Fred Hoyle
|
Hayatın
kökeni spekülasyon
ve tartışmaya dayalıdır
çünkü materyalist
dogma hayatı maddenin
bir ürünü saymaktadır.
Oysa bilimsel veriler
maddenin böyle bir
yeteneği olmadığını
göstermektedir.
Bu konuda ünlü bir
isim, bilime olan
katkıları nedeniyle
İngiliz hükümetinden
"Sir"
ünvanı almış astronom
ve matematikçi Prof.
Fred Hoyle şu yorumu
yapıyor:
Eğer
gerçekten maddenin
içinde, onu yaşama
doğru iten bir iç-prensip
olsaydı, bunun bir
laboratuvarda kolaylıkla
gösterilebilmesi
gerekirdi. Örneğin
bir araştırmacı,
ilkel çorbayı temsil
eden bir yüzme havuzunu
deney için kullanabilirdi.
Böyle bir havuzu
istediğiniz her
türlü cansız kimyasalla
doldurun. Ona istediğiniz
her türlü gazı pompalayın,
ya da üzerine istediğiniz
her türlü radyasyonu
verin. Bu deneyi
bir yıl boyunca
sürdürün ve (hayat
için gerekli olan)
2000 enzimden kaç
tanesinin sentezlendiğini
kontrol edin. Ben
size cevabı şimdiden
vereyim ve böylece
bu deneyle zamanınızı
harcamayın: Kesinlikle
hiçbir şey bulamazsınız,
belki oluşacak birkaç
amino asit ve diğer
basit kimyasal maddeler
dışında.66
|

Newsweek
dergisinin
27 Temmuz
1998 tarihli
"Science Finds
God" (Bilim
Allah'ı Buluyor)
başlıklı sayısı.
|
Aslında
materyalizmin çıkmazı
daha da büyüktür.
Madde, bırakın kendi
kendini oluşturmayı,
insan bilinciyle
birleştiği zaman
bile hayat oluşturamamaktadır.
Çünkü bugün insanlık,
tüm bilgi ve teknoloji
birikimine rağmen
cansız maddeden
hayat üretememektedir.
Burada
kısaca özetlediğimiz
gerçek, maddenin
kendi kendine hiçbir
tasarım ve bilgi
oluşturamayacağı
gerçeğidir. Oysa
evrende ve canlılarda,
olağanüstü derecede
kompleks tasarımlar
ve olağanüstü bir
bilgi yer almaktadır.
Bu da bize, evrendeki
ve canlılıktaki
bu tasarım ve bilginin,
tüm maddeye hakim
olan, maddeden önce
de var olan, sonsuz
bir güç ve akıl
sahibi bir Yaratıcı'nın
eseri olduğunu gösterir.
Dikkat
edilirse, bu tamamen
bilimsel bir sonuçtur.
Bir "inanç"
değil, evrenin ve
canlıların gözlemlenmesiyle
anlaşılan bir gerçektir.
İşte bu yüzden,
evrim teorisi savunucularının
ortaya attığı "evrim
bilimseldir, oysa
yaratılış bilimin
alanına girmeyen
bir inançtır"
şeklindeki iddia,
yüzeysel bir aldatmacadan
ibarettir.
19.
yüzyılda materyalizmin
bilime bulaştırıldığı,
bilimin materyalizmin
dogmalarına göre
çarpıtıldığı doğrudur.
Ama 20. ve 21. yüzyıldaki
gelişmeler, bu köhne
felsefeyi yerle
bir etmiş ve materyalizm
tarafından gizlenen
yaratılış gerçeğini
ortaya çıkarmıştır.
Ünlü Newsweek dergisinin
27 Temmuz 1998 tarihli
sayısında kullandığı
Science Finds God
(Bilim Allah'ı Buluyor)
başlığında ifade
edildiği gibi, materyalist
yanılgıların ardından,
bilim, tüm evrenin
ve canlıların yaratıcısı
olan Allah'ı bulmuştur.