Evrim teorisi,
imkansızların gerçek olması umuduna dayalı
bir masaldır. Bu masalın içinde kuşlar çok
özel bir yer tutar. Kuş herşeyden önce kanat
gibi muhteşem bir organa sahiptir. Kanatlar
yapısal harikalıklarının ötesinde birbirleriyle
olan mükemmel uyumları ile de hayranlık
uyandırır. Öyle ki uçmak binlerce yıldır
insanlığın tutkusu olmuş, binlerce bilim
adamı, araştırmacı bu konuda emek harcamışlardır.
Çok ilkel bazı denemelerin dışında insanlık
ancak 20. yüzyılla birlikte uçabilen araçlar
yapmayı başarmıştır. İşte kuşlar insanlığın
yüzlerce yıllık teknoloji birikimiyle yapmaya
çalıştıkları bir işi var oldukları milyonlarca
yıldan bugüne kadar gerçekleştirmektedirler.
Üstelik böyle bir beceri, kuş yavrusu için
kısa birkaç denemeden sonra kazanılabilir.
Hem de pek çok özelliğiyle bugünkü teknolojinin
son ürünü uçaklarla kıyaslanmayacak kadar
mükemmel olarak…
Evrim
teorisi canlıların ortaya çıkışını ve çeşitlenmelerini
açıklamaya çalışırken ön yargılı yorumlara,
saptırmalara başvurur. Kuşlar gibi canlılar
söz konusu olduğunda ise bilim artık tamamıyla
rafa kaldırılır ve yerini evrimcilerin masalsı
anlatımına bırakır. Bunun nedeni, evrimcilerin
kuşların atası olduğunu iddia ettikleri
canlılardır. Evrim teorisi kuşların atasının
sürüngenler içinde yer alan bir grup olan
dinozorlar olduğunu iddia etmektedir. İşte
böyle bir iddia cevaplandırılması gereken
iki soruyu beraberinde getirir. Birincisi
dinozorların nasıl olup da kuşlara dönüştükleridir.
İkinci soru ise böyle bir dönüşümü gösteren
fosil kayıtlarının mevcut olup olmadığıdır?
Dinozorların nasıl kuş olduğu
konusunda uzun zaman tartışan evrimciler,
sonuç olarak iki teori üretebilmişlerdir.
Bunlardan birincisi "Cursorial"
teoridir. Bu teori dinozorların yerden havalanarak
kuşlara dönüştüğünü iddia eder. İkinci teorinin
sahipleri Cursorial teoriye itiraz eder
ve dinozorların yerden havalanarak kuşlara
dönüşmüş olamayacaklarını söylerler. Peki
o zaman "nasıl olup da dinozor havalandı?"
sorusuna farklı bir yorum getirirler. Ağaç
dallarında yaşayan ve diğer dallara atlayan
dinozorların çabalarken kuşlara dönüştüğünü
iddia ederler. Bu teorinin adı ise "Arboreal"
teoridir. Dinozorların nasıl havalanmış
olabileceğinin cevabı da hazırdır: "Sinekleri
avlamaya çalışırken!"
Ancak sinek gibi bir böceği
yakalamak için dinozor gibi bir hayvanın
vücudunda kanatlarla beraber bir uçuş sistemi
oluştuğunu iddia eden insanların önce şu
soruya cevap vermeleri gerekir: Sineklerin
günümüzün ileri teknoloji ile üretilmiş
helikopterlerine örnek teşkil eden ve onlardan
çok daha fonksiyonel olan uçuş sistemleri
nasıl meydana gelmiştir? Bu konuda evrimcilerin
hiçbir cevap veremediklerine şahit olursunuz.
Küçücük bir sineğin uçuş sistemini açıklayamayan
bir teorinin, dinozorların kuşa dönüştüğünü
iddia etmesi kuşkusuz son derece akılsızca
bir davranıştır.
'Dinozorların
sinek avlamaya çalışırken kanatlanıp
kuş oldukları' bir komedi hikayesi
değil, evrimcilerin son derece bilimsel
olduğu iddiasıyla öne sürdükleri bir
teoridir. Yalnızca bu örnek dahi evrimcilerin
ne derece ciddiye alınmaları gerektiğini
göstermek için yeterli bir delildir.
|
Sonuç olarak bu teorilerin
Latince adlarının dışında bilimle ilişkilerinin
olmadığı akıl ve mantık sahibi tüm bilim
adamlarının ortak fikridir. Meselenin özü
ise sürüngenlerin uçmasının tamamen hayal
ürünü olduğudur.
Dinozordan kuşa dönüşümü iddia
eden evrimcilerin bu iddianın fosil delillerini
de bulup göstermeleri gerekir. Çünkü eğer
dinozorlar kuşlara dönüşmüşlerse, tarihte
bu değişimi yansıtan yarı dinozor-yarı kuş
canlılar yaşamış ve fosil bırakmış olmalıdırlar.
Evrimciler uzun yıllar "Archæopteryx"
adı verilen bir kuşun böyle bir geçişi temsil
ettiğini iddia etmişlerdir. Oysa bu iddiaları
da büyük bir yanılgıdan başka bir şey değildir.
ARCHÆOPTERYX YANILGISI
"Dinozorlarla kuşlar arasında
geçiş formu" olduğu öne sürülen Archæopteryx,
bundan yaklaşık 150 milyon yıl önce yaşamıştır.
Teoriye göre küçük yapılı dinozorların bir
kısmı, evrim geçirerek kanatlanmış ve uçmaya
başlamışlardır. Archæopteryx, sözde dinozor
atalarından ayrılan ve yeni yeni uçmaya
başlayan ilk türdür.
Oysa Archæopteryx'in fosilleri
üzerinde yapılan son incelemeler bu anlatımın
bilimsel bir temeli olmadığını göstermektedir.
Bu canlı bir ara geçiş formu değil, sadece
günümüz kuşlarından biraz daha farklı özelliklere
sahip, soyu tükenmiş bir kuş türüdür.
Archæopteryx'in iyi uçamayan
bir "yarı-kuş" olduğu tezi yakın
zamana kadar evrimci kaynaklarda sıklıkla
dile getirilmekteydi. Bu canlının "sternum"unun,
yani göğüs kemiğinin olmaması canlının uçamayacağının
en önemli kanıtı olarak gösterilmekteydi.
(Göğüs kemiği, uçmak için gerekli olan kasların
tutunduğu göğüs kafesinin altında bulunan
bir kemiktir. Günümüzde uçabilen veya uçamayan
tüm kuşlarda, hatta kuşlardan çok ayrı bir
familyaya ait olan uçabilen memeli yarasalarda
bile bu göğüs kemiği vardır.)
Ancak 1992 yılında bulunan
yedinci Archæopteryx fosili bu iddianın
yanlış olduğunu gösterdi. Zira bu son bulunan
Archæopteryx fosilinde evrimcilerin çok
uzun zamandır yok saydıkları göğüs kemiği
vardı. Nature dergisinde bu yeni bulunan
fosil şöyle anlatılıyordu:
Son bulunan yedinci Archæopteryx
fosili, uzun zamandır varlığından şüphe
edilen, ama hiçbir zaman ispatlanamayan
bir dikdörtgensel göğüs kemiğinin varlığına
işaret ediyor. Bu canlının uzun mesafelerde
uçuş yeteneği hala spekülasyona dayalı,
ama göğüs kemiğinin varlığı güçlü uçuş kaslarının
olduğunu gösteriyor.26
Bu bulgu, Archæopteryx'in tam
uçamayan bir yarı-kuş olduğu yönündeki iddiaların
en temel dayanağını geçersiz kıldı.
Öte yandan, Archæopteryx'in
gerçek anlamda uçabilen bir kuş olduğunun
en önemli kanıtlarından bir tanesi de hayvanın
tüylerinin yapısı oldu. Archæopteryx'in
günümüz kuşlarınınkinden farksız olan asimetrik
tüy yapısı, canlının mükemmel olarak uçabildiğini
gösteriyordu. Ünlü paleontolog Carl O. Dunbar'ın
belirttiği gibi, "Tüylerinden dolayı
bu yaratık tam bir kuş özelliği gösteriyordu".27
Archæopteryx'in tüylerinin
ortaya çıkarmış olduğu bir başka gerçek,
bu canlının sıcakkanlı oluşuydu. Bilindiği
gibi sürüngenler ve dinozorlar soğukkanlı,
yani vücut ısılarını kendileri üretmeyen,
çevrenin vücut ısılarını etkilediği canlılardır.
Kuşlarda bulunan tüylerin en önemli fonksiyonlarından
bir tanesi ise, vücut ısısını korumalarıdır.
Archæopteryx'in tüylü olması, dinozorların
aksine sıcakkanlı bir canlı olduğunu, yani
vücut ısısını korumaya ihtiyacı olan gerçek
bir kuş olduğunu gösteriyordu.
ARCHÆOPTERYX'İN ANATOMİSİ
VE EVRİMCİLERİN HATASI
Evrimci biyologların, Archæopteryx'i
ara geçiş formu olarak gösterirken dayandıkları
en önemli iki nokta ise, bu hayvanın kanatlarının
üzerindeki pençeleri ve ağzındaki dişleridir.
Archæopteryx'in kanatlarında
pençeleri ve ağzında dişleri olduğu doğrudur,
ancak bu özellikleri canlının sürüngenlerle
herhangi bir şekilde bir ilgisi olduğunu
göstermez. Zira günümüzde yaşayan iki tür
kuşta, Touraco corythaix ve Opisthocomus
hoatzin'de de dallara tutunmaya yarayan
pençeler bulunmaktadır. Ve bu canlılar,
hiçbir sürüngen özelliği taşımayan, tam
birer kuştur. Dolayısıyla Archæopteryx'in
kanatlarında pençeleri olduğu ve bu sebeple
de bir ara form olduğu yolundaki iddia geçersizdir.
Archæopteryx'in
anatomisi üzerinde yapılan incelemeler,
canlının eksiksiz bir uçuş yeteneğine
sahip, tipik bir kuş olduğunu ortaya
koymuştur. Archæopteryx'i sürüngenlere
benzetme çabası tamamen dayanaksızdır.
|
Archæopteryx'in ağzındaki dişler
de yine bu canlıyı bir ara form kılmaz.
Evrimciler bu dişlerin bir sürüngen özelliği
olduğunu öne sürerek insanları yanıltmaktadırlar.
Çünkü dişler sürüngenlerin tipik bir özelliği
değildir. Günümüzde bazı sürüngenlerin dişleri
varken bazılarının yoktur. Daha da önemli
olan nokta, dişli kuşların Archæopteryx'le
sınırlı olmamasıdır. Günümüzde dişli kuşların
artık yaşamadıkları bir gerçektir, ancak
fosil kayıtlarına baktığımız zaman gerek
Archæopteryx ile aynı dönemde gerekse daha
sonra, hatta günümüze oldukça yakın tarihlere
kadar "dişli kuşlar" olarak isimlendirilebilecek
ayrı bir kuş grubunun yaşamını sürdürdüğünü
görürüz.
İşin en önemli yanı ise, Archæopteryx'in
ve diğer dişli kuşların diş yapılarının,
bu kuşların sözde evrimsel ataları olan
dinozorların diş yapılarından çok farklı
olmasıdır. Martin, Stewart ve Whetstone
gibi ünlü kuşbilimcilerin yaptıkları ölçümlere
göre, Archæopteryx'in ve diğer dişli kuşların
dişlerinin üstü düzdür ve geniş kökleri
vardır. Oysa bu kuşların atası olduğu iddia
edilen Theropod dinozorlarının dişlerinin
üstü testere gibi çıkıntılıdır ve kökleri
de dardır.28
Aynı araştırmacılar, aynı zamanda Archæopteryx
ile onun sözde ataları olan Theropod dinozorların
bilek kemiklerini karşılaştırmışlar ve arada
hiçbir benzerlik olmadığını ortaya koymuşlardır.29
Archæopteryx'in dinozorlardan
evrimleştiğini iddia eden ve bu konudaki
önde gelen otoritelerden John Ostrom'un,
bu canlı ile dinozorlar arasında var olduğunu
öne sürdüğü bazı "benzerlik"lerin
ise gerçekte birer yanlış yorum olduğu Tarsitano,
Hecht ve A. D. Walker gibi anatomistlerin
çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır.30
Tüm bunlar, Archæopteryx'in
bir ara geçiş formu olmadığını; sadece "dişli
kuşlar" olarak isimlendirilebilecek
ayrı bir sınıflandırmaya ait olduğunu gösterir.
Bu canlıyı Theropod dinozorlarla ilişkilendirmek
ise son derece tutarsızdır. Amerikalı biyolog,
Richard L. Deem Demise of the 'Birds are
Dinosaurs' Theory ("Kuşlar Dinozordur"
Teorisinin Sonu) başlıklı makalesinde, kuş-dinozor
evrimi iddiası ve Archæopteryx hakkında
şunları yazmaktadır:
Son çalışmaların sonuçları
göstermektedir ki, Theropod dinozorların
elleri (önkol kemiklerindeki) birinci, ikinci
ve üçüncü hanelerden türemiştir. Ama kuşların
kanatları, ikinci, üçüncü ve dördüncü hanelerden
türer... ' Kuşlar dinozordur' teorisiyle
ilgili başka problemler de vardır. Theropodların
ön ayakları Archæopteryx'e kıyasla, vücutlarına
göre çok küçüktür. Bu canlıların ağır vücutları
da düşünüldüğünde, bir tür "ön-kanat"
(proto-wing) geliştirmeleri olası gözükmemektedir.
Theropod dinozorların çok büyük bölümü (kuşlarda
bulunan) semilunatik bilek kemiğinden yoksundur
ve Archæopteryx'te hiçbir benzeri bulunmayan
bazı bilek parçalarına sahiptir. Bütün Theropodlarda
V1 sinirleri diğer bazı sinirlerle birlikte
kafatasını yandan terk eder, kuşlarda ise
aynı sinirler kafatasını ön taraftan kendilerine
ait bir delikten geçerek terk eder. Bir
başka sorun ise, Theropodların çok büyük
kısmının Archæopteryx'ten daha sonra ortaya
çıkmış olmalarıdır."31
Kısacası Archæopteryx'in birtakım
özgün özellikleri, bu canlının bir "ara
form" olduğunu göstermemektedir. Nitekim
bugün evrim teorisinin ünlü savunucularından
Harvard Üniversitesi paleontologları Stephen
Jay Gould ve Niles Eldredge de, Archæopteryx'in
farklı özellikleri bünyesinde barındıran
bir "mozaik" canlı olduğunu, ama
bir ara form sayılamayacağını kabul etmektedirler.32
ARCHÆOPTERYX EFSANEİNİN
SONU: LONQISQUAMA
Evrimcilerin Archaeopteryx
hakkındaki iddialarını çürüten en somut
kanıt ise, 2000 yılında bilim dünyasının
gündemine gelen Longisquama insignis adlı
bir başka fosil kuş oldu. Bu fosil 1970'lerde
Kırgızistan'da bir böcek bilimci tarafından
bulunmuş, fakat uzun yıllar bir müze köşesinde
dikkat çekmeden kalmıştı. 2000 yılında ise
fosili inceleyen Batılı uzmanlar bunun bilinen
en eski kuş olduğunu fark ederek bu önemli
bulguyu dünyaya duyurdular.
Archaeopteryx'ten
yaklaşık 70 milyon yıl daha yaşlı
olan Longisquama kuşunun fosili, Archaeopteryx
hakkındaki evrimci iddialara mutlak
bir darbe indirdi.
|
Longisquama'nın anatomik özellikleri,
modern (günümüzdeki) kuşlardan farksızdır.
Tüyleri, içi boş kemikleri ve lades kemiği
vardır. Oregon State University paleontoloğu
Terry Jones, "İskelet (yaşayan) kuşlara
çok benziyor... Bir kuş kafasına, omuzlarına
ve lades kemiğine sahip. Lades kemiğini
Archaeopteryx'inkinden ayırmak mümkün değil"
diye yazmaktadır.33
Konunun en önemli yönü, Longisquama'nın
220 milyon yıl yaşında olmasıdır. Bu, Longisquama'nın
Archaeopteryx'ten yaklaşık 70 milyon yıl
daha eski olduğunu göstermektedir. Elbette
ki bu durum, Archaeopteryx'in "tüm
kuşların ilkel atası" ve "sürüngenler
ile kuşlar arasındaki kayıp ara form"
olduğu yönündeki evrimci iddiaları çürütmektedir.
Science ve Nature isimli ünlü
bilim dergileri ve dünyaca tanınmış BBC
televizyonu tarafından kabul edilen bu gelişme
evrim teorisi lehindeki yaklaşımıyla tanınan
Milliyet gazetesinde ise şöyle ifade edilmiştir:
"Orta Asya'da bulunan
ve günümüzden 220 milyon yıl önce yaşadığı
anlaşılan söz konusu fosilin tüm vücudunun
tüylerle kaplı olduğu, kuşların atası olduğu
iddia edilen Archaeptoryx'de ve günümüz
kuşlarında olduğu gibi bir lades kemiğine
sahip olduğu ve tüylerinde ise içi boş sapların
bulunduğu tespit edildi. Bu ise, ARCHÆOPTERYX'İN
KUŞLARIN ATASI OLDUĞU İDDİALARINI GEÇERSİZLEŞTİRİYOR...
Çünkü bulunan fosil Archaeopteryx'ten 75
milyon yıl daha yaşlı; yani kuşların atası
olduğu iddia edilen canlıdan 75 milyon yıl
önce de tüm özellikleriyle tam bir kuş yaşıyordu."34
Longisquama'nın bulunmasıyla
birlikte, sadece Archaeopteryx efsanesi
değil, aynı zamanda "kuşların evrimi"
hakkındaki tüm evrimci varsayımlar da sarsılmış
durumdadır. Fosili inceleyen paleontologlardan
biri olan Jones, "Bu fosil, insanların
kuşların dinozorlardan evrimleştiği fikrini
sorgulaması için son derece yeterlidir"
demektedir.35
BİLİM İDEOLOJİYE
TERCİH Mİ EDİLDİ?
Longisquama insignis başta
da belirttiğimiz gibi Kırgızistan topraklarındaki
eski bir göl yatağında Rus fosil bilimci
Alexander Sharov tarafından bulunmuştu.
Ancak bu çok önemli buluşun üstünde durulması
gereken bir yönü daha vardı. Bulunduğu tarih!
Fosil 1970 yılında bulunmuştu. Ancak bilim
adamlarınca yorumlanıp, fosil bilimcileri
sarsan bir makaleyle duyurulması ise 30
yıl sonra, 1999'da mümkün olmuştu. Bunun
anlamı fosilin 30 yıl boyunca bilim dünyasının
gözünden uzak tutulduğuydu. Bu dönemde kuşa
ait fosil Sovyet Bilimler Akademisi'ne bağlı
Moskova Paleontoloji Enstitüsü'nde muhafaza
edilmiş ve çok kısıtlı sayıdaki Batılı bilim
adamı tarafından, çok kısıtlı sürelerle
incelenebilmişti.
Longisquama insignis'in bilim
dünyasına gerçek anlamda mal olması 1999
yılında dünyanın önde gelen bilim adamları
tarafından incelenmesinden sonradır.
Kısaca evrimcilerin sürüngenden
kuşa geçiş hayallerini kesin olarak yıkan
bu fosil 30 yıl boyunca bilim dünyasının
gözlerinden uzak tutulmuştu. SSCB'de önemli
paleontologlar bulunmaktaydı ve bunların
bu çok önemli fosilin neyi ifade ettiğini
bilmemeleri düşünülemezdi. Anlaşılan Marksist
diktatörlük kendi ideolojik temelini sarsan
bilimsel bir kanıtı gözlerden uzak tutmuş,
bilim dünyasından saklamıştı. Gerçekte bilimin
materyalizm aleyhine getirdiği delillerin
saklanmasının veya örtbas edilmesinin ilk
örneği de bu kuş fosili değildi. Tüm dünyada
kabul gören Mendel kanunları da evrim teorisiyle
bağdaşmadığı gerekçesiyle 20 yılı aşkın
bir süre boyunca SSCB tarafından görmezden
gelinmişti.
Son bulunan bu fosille sürüngenlerin
kuşlara dönüşme hayalleri tarihteki yerini
aldı. Evrimcilerin elinde kuşların atası
olarak iddia edebilecekleri bir canlı grubu
bile kalmadı. Bu buluş evrimcilerin 20.
yüzyılın başlarında balık sürüngen arası
geçiş formu olarak iddiaettikleri Coelacanth'ı
hatırlattı. Fosiline bakılarak ara geçiş
formu olarak adlandırılan bu canlının 1938
yılında yaşayan bir örneği yakalanmış (ilerleyen
yıllarda da defalarca farklı bölgelerde
yakalanmıştır) ve tam anlamıyla bir balık
olduğu anlaşılmıştı.
EVRİMCİLERDEN SAHTE DİNO-KUŞ FOSİLLERİ
Evrimciler Archaeopteryx hakkındaki
iddialarının da çürümesi üzerine, kuşların
kökeni konusunda tamamen çıkmaza girmiş
durumdadırlar. Bu sebeple, bazı evrimciler
klasik yöntemlerine başvurmak durumunda
kalmışlardır: Sahtekarlık. 1990'lı yıllarda
dünya kamuoyuna birkaç kez "yarı dinozor,
yarı kuş fosil bulundu" mesajları verilmiş,
evrimci medya kuruluşları bu sözde "dino-kuş"ların
çizimlerini yayınlamış, bu yolla uluslararası
bir yalan kampanyası yürütülmüştür.
Kampanyanın çarpıtma ve sahtekarlığa
dayandığı ise bir bir ortaya çıkmıştır.
National Geographic
dergisi, 1999 yılında "dino-kuş"ları
böyle çizip tüm dünyaya evrimin büyük
kanıtı olarak duyurmuştu. Ancak iki
yıl sonra, bu çizimlere ilham kaynağı
olan Archaeoraptor'un büyük bir bilim
sahtekarlığı olduğu ortaya çıktı.
|
Bu kampanyanın ilk kahramanı,
1996'da Çin'de bulunan ve Sinosauropteryx
adı verilen bir dinozordu. Fosil, tüm dünyaya
"tüylü dinozor" olarak tanıtılmış
ve pek çok gazetede haber yapılmıştı. Ancak
ilerleyen aylarda Sinosauropteryx üzerinde
yapılan detaylı analizler, evrimci araştırmacıların
heyecanla "kuş tüyü" olarak tanıttıkları
yapıların tüylerle ilgisi bulunmadığını
gösterdi. Science dergisinde yayınlanan
Plucking the Feathered Dinosaur" (Tüylü
Dinozorun Tüylerini Yolmak) başlıklı bir
makalede, evrimci paleontologlar tarafından
"tüy" olarak algılanan yapıların
gerçekte tüylerle ilgisiz olduğu şöyle belirtiliyordu:
"Bir yıl kadar önce, paleontologlar
"tüylü dizonor"a ait fotoğrafların
ortaya çıkmasıyla heyecan yaşamışlardı.
Çin'in Yixian bölgesinde bulunan Sinosauropteryx
adlı fosil, New York Times'ın ön sayfasında
yayınlanmış ve kuşların kökeninin dinozorlar
olduğuna dair etkili bir delil olarak sunulmuştu.
Ama geçtiğimiz ay Chicago'daki omurgalılar
paleontolojisi toplantısında verilen hüküm
daha farklı oldu: Fosil örneklerini inceleyen
yarım düzine Batılı paleontolog, bu yapıların
modern tüyler olmadığını söylediler... Kansas
Üniversitesi paleontoloğu Larry Martin,
bu yapıların yıpranmış kollagan fiberleri
olduğunu ve kuşlarla hiçbir ilişkisi olmadığını
belirtti."36
Bir diğer "dino-kuş"
furyası ise 1999 yılında başlatıldı. Yine
Çin'de bulunan bir fosil gündeme getirildi
ve tüm dünyaya "evrime büyük delil"
olarak sunuldu. Kampanyanın kaynağı olan
National Geographic dergisi, bulunan fosilden
ilhamla "tüylü dinozor" resimleri
çizip yayınladı ve bunlar Türkiye dahil
pek çok ülkede gazetelere manşet oldu. Sabah
ve Hürriyet gibi gazeteler, "Kanatlı
Dinozor Bulundu" ve "Uçan Dinozor
Bulundu" başlıklı haberler yayınladılar.
Ancak 2 yıl sonra çok çarpıcı
bir gerçek ortaya çıktı.29 Mart 2001 tarihli
bazı günlük gazetelerde evrim teorisi adına
önemli bir itiraf yer alıyordu. 1999'da
ortaya atılan "dino-kuş fosili"nin
gerçekte bir sahtekarlık olduğu, bir sürüngen
omurgasına kuş iskeleti parçalarının yapıştırılmasıyla
üretildiği ortaya çıkmıştı. Örneğin Hürriyet
gazetesinin "DİNO-KUŞ PALAVRA ÇIKTI"
başlıklı haberinde şöyle yazıyordu:
"National Geographic dergisinin
Kasım 1999'da kuş ile dinozor arasındaki
eksik halka olduğunu duyurduğu, hakkında
bilimsel makaleler yazılan hayvanın sahte
olduğu anlaşıldı. 'Archaeoraptor liaoningensis'
adı verilen hindi büyüklüğündeki dino-kuşun
iskeletinin başka hayvanlara ait kemiklerden
biraraya getirildiği ortaya çıktı.
Evrim teorisinde önemli bir
eksikliği aydınlattığı varsayılan dino-kuşun
125 milyon yıl öncesine ait olduğu, Çin'in
Liaoning eyaletinde bulunduğu öne sürülüyordu.
Tüylü vücudu bir kuşa benziyor, ancak uzun,
kemikli kuyruğu et tüketen dinozorları çağrıştırıyordu.
İngiliz haftalık bilim dergisi Nature'un
bugünkü sayısında yayınlanan bir inceleme
dino-kuşun palavra olduğunu gözler önüne
serdi. Aralarında üç paleontoloğun da bulunduğu
bir grup araştırmacı bilgisayar tomografisinin
yardımıyla sahtekarlığı kanıtladılar. Dino-kuş
aslında Çinli kaçakçıların eseriydi... Kaçakçılar
yapışkan ve harçlar kullanarak 88 kemik
ve taştan dino-kuş yaratmıştı. Archaeoraptor'un
ön kısmı tek bir kuşa ait fosildi, ancak
dinozorun kuyruğuyla birlikte beden kısmında
dört ayrı türden kemikler vardı. Dino-kuşun
bilgisayarda taranması kuş iskeletinin daha
önce bilinmeyen türlere ait olduğuna, dino
kısmının ise küçük dinozorların yeni türüne
işaret etti."37
(Cümle düşüklüğü, Hürriyet'e aittir)
Peki nasıl olmuştu da National
Geographic dergisi bu kadar büyük bir bilim
sahtekarlığını tüm dünyaya "evrimin
büyük kanıtı" olarak göstermişti? Bu
sorunun cevabı, söz konusu derginin evrim
fanatizminde gizliydi. National Geographic,
Darwinizm'e körü körüne bağlandığı ve teori
lehinde gibi gördüğü her propaganda malzemesini
bilimsel bir kaygı duymadan kullandığı için
ikinci bir "Piltdown skandalı"na
imza atmıştı.
Evrimci bilim adamları dahi
National Geographic'in fanatizmini kabul
ediyordu. ABD'deki ünlü Smitsonian Enstitüsü'nün
kuşlarla ilgili bölüm başkanı olan Dr. Storrs
L. Olson, bu fosilin sahte olduğuna dair
daha önceden National Geographic'i uyardığını,
ancak dergi yönetiminin bunu tamamen gözardı
ettiğini açıkladı.38
Olson, USA Today gazetesine yaptığı açıklamada
ise, "Problem şu ki, fosilin sahte
olduğu belli bir aşamada National Geographic
tarafından da anlaşılmıştı, ama bu bilgi
açıklanmadı" diyordu.39
Yani National Geographic, tüm dünyaya büyük
evrim delili olarak gösterdiği fosilin sahte
olduğunu anlamasına rağmen, aldatmacayı
sürdürmüştü.
|
EVRİMCİ
MEDYANIN DİNAZOR YANILGISI...
|
Sabah
Gazetesi, 16 Ekim 1999
|

Hürriyet
Gazetesi, 29 Mart 2001
|
Medya
kuruluşlarının bir bölümü, evrim teorisini
sorgusuz sualsiz kabullenmekte ve
evrim lehinde gibi gördükleri her
iddiayı bilimsel bir gerçek gibi kamuoyuna
sunmaktadırlar. En üstteki iki gazete
haberi bunun bir örneğidir: Haberlerde
kuş tüylerine sahip bir "kanatlı dinozor"
fosili bulunduğu ve bunun kuş-dinozor
evrimi senaryosunu kanıtladığı ileri
sürülmektedir. Oysa iki yıl kadar
sonra, söz konusu fosilin yeni bir
evrim sahtekarlığı olduğu ortaya çıkmış
ve bu kez aynı gazeteler "dino-kuş"un
"palavra" olduğunu kabul etmek zorunda
kalmışlardır. Ancak gerçek her zaman
bu kadar açık bir şekilde ortaya çıkmamakta,
çıksa bile çoğu insanın zihninde evrim
sahtekarlıkları ve masalları "bilimsel
gerçek" olarak kalmaktadır.
|
National Geographic dergisinin
sergilediği bu tavrın, evrim teorisi adına
düzenlenen ilk sahtekarlık olmadığını da
belirtmek gerekir. Ortaya atılmasından bu
yana, teoriyi desteklemek için pek çok sahtekarlık
yapılmıştır. Alman biyolog Ernst Haeckel,
Darwin'i destelemek için sahte embriyo çizimleri
yapmıştır. İngiliz evrimciler, insan kafatasına
orangutan çenesi monte edip, bunu British
Museum'da 40 yılı aşkın bir süre "Piltdown
Adamı-Evrimin En Büyük Kanıtı" diye
sergilemişlerdir. Amerikalı evrimciler,
tek bir domuz dişini "Nebraska Adamı"
diye lanse etmişlerdir. Dünyanın dört bir
yanında, "rekonstrüksiyon" adı
verilen sahte çizimlerle, gerçekte hiçbir
zaman yaşamamış olan "ilkel yaratıklar"
veya "maymun adam"lar tasvir edilmiştir.
Kısacası evrimciler daha önce
Piltdown adamı sahtekarlığında denedikleri
bir yöntemi bir kez daha kullanmışlardı:
Bulamadıkları ara geçiş formunu kendileri
üretmişlerdi. Bu olay, evrim teorisi lehinde
yapılan uluslararası propagandanın ne kadar
yanıltıcı olduğunun ve evrimcilerin teoriye
bağlılık uğruna her türlü sahtekarlığı yapabileceklerinin
bir kanıtı olarak tarihe geçmiş oldu.



26
Nature, cilt 382, 1 Ağustos 1996, s. 401
27 Carl O. Dunbar, Historical
Geology, New York: John Wiley and Sons,
1961, s. 310
28 L. D. Martin, J. D.
Stewart, K. N. Whetstone, The Auk, cilt
98, 1980, s. 86
29 L. D. Martin, J. D.
Stewart, K. N. Whetstone, The Auk, cilt
98, 1980, s. 86; L. D. Martin "Origins of
Higher Groups of Tetrapods", Ithaca, New
York: Comstock Publising Association, 1991,
s. 485, 540
30 S. Tarsitano, M. K.
Hecht, Zoological Journal of the Linnaean
Society, cilt 69, 1985, s. 178; A. D. Walker,
Geological Magazine, cilt 177, 1980, s.
595
31 Richard L. Deem "Demise
of the 'Birds are Dinosaurs' Theory", http://www.yfiles.com/dinobird2.html
32 S. J. Gould & N.
Eldredge, Paleobiology, cilt 3, 1977, s.
147
33 Science, 23 Haziran
2000, cilt. 2149
34 "Kuşların Atası Kuş
Çıktı", Milliyet, 25 Haziran 2000
35 Science, 23 Haziran
2000, cilt. 2149
36 Ann Gibbons, "Plucking
the Feathered Dinosaur", Science, cilt 278,
no 5341 14 Kasım 1997, s. 1229 – 1230
37 "Dino-Kuş Palavra Çıktı",
Hürriyet, 29 Mart 2001
38 Storrs L. Olson "OPEN
LETTER TO: Dr. Peter Raven, Secretary, Committee
for Research and Exploration, National Geographic
Society Washington, DC 20036", Smithsonian
Institution, 1 Kasım 1999
39 Tim Friend, "Dinosaur-bird
link smashed in fossil flap", USA Today,
25 Ocak 2000