Ünlü bir evrimci olan Alman biyolog Hoïmar Von
Dithfurt'un yazdığı bazı satırlar, bu gözü kapalı materyalist
anlayışın iyi bir ifadesidir. Dithfurt canlılığın son derece
karmaşık yapısına bir örnek verdikten sonra, bunun rastlantılarla
ortaya çıkıp çıkamayacağı sorusu karşısında şunları söyler:
Salt rastlantı sonucu
ortaya çıkmış böyle bir uyum, gerçekten de mümkün müdür?
Bu, bütün biyolojik evrimin en temel sorusudur... Modern
doğa biliminden yana olan bir kimse, bu soruya "evet" yanıtını
verme ötesinde bir seçeneğe sahip değildir. Çünkü doğa olaylarını
anlaşılır yollardan açıklamayı kendisine hedef kılmış, bunları,
doğaüstü müdahalenin yardımına başvurmadan doğruca doğa
yasalarına dayanarak türetmeyi amaçlamıştır.341
Dithfurt'un da belirttiği gibi, materyalist bilim
anlayışı, hayatı "doğaüstü müdahalenin" yani yaratılışın
varlığını kabul etmeden açıklamayı kendisine en temel prensip
olarak kabul etmiştir. Bu prensip bir kez kabul edildikten
sonra, en imkansız olasılıklar bile kolaylıkla kabul edilebilir.
Bu dogmatik zihniyetin örneklerini hemen hemen
her evrimci çalışmada bulmak mümkündür. Evrim'in Türkiye'deki
önde gelen savunucularından Prof. Ali Demirsoy birçok örnekten
biridir. Önceki sayfalarda da belirttiğimiz gibi, Sayın
Demirsoy'a göre, yaşam için mutlaka var olması gereken temel
proteinlerden Sitokrom-C'nin tesadüfen oluşması ihtimali
"bir maymunun daktiloda hiç yanlış yapmadan insanlık
tarihini yazma olasılığı kadar azdır."342
Kuşkusuz böyle bir ihtimali kabul etmek, akıl
ve sağduyunun en temel prensiplerini çiğnemek anlamına gelir.
İnsan, bir kağıt parçası üzerine yazılı tek bir harf gördüğünde
bile, o harfin bilinçli birisi tarafından yazıldığına emindir.
İnsanlık tarihini anlatan bir kitap gördüğünde, bunun bir
yazar tarafından kaleme alındığından daha da emindir. Akli
dengesi yerinde olan hiç kimse, bu dev kitabın içindeki
harflerin "tesadüfen" yanyana geldiğini iddia etmeyecektir.
Ancak son derece ilginçtir, Prof. Dr. Ali Demirsoy,
tam da bunu kabul etmektedir:
Bir Sitokrom-C'nin dizilimini
oluşturmak için olasılık sıfır denecek kadar azdır. Yani
canlılık eğer belirli bir dizilimi gerektiriyorsa, bu tüm
evrende bir defa oluşacak kadar az olasılığa sahiptir, denebilir.
Ya da oluşumunda bizim tanımlayamayacağımız doğaüstü
güçler görev yapmıştır. Bu sonuncusunu kabul etmek bilimsel
amaca uygun değildir. O halde birinci varsayımı irdelemek
gerekir.343
Sayın Demirsoy, "doğaüstü güçleri kabul etmemek",
yani Yaratıcı'nın varlığını reddetmek için imkansızı tercih
ettiğini yazmaktadır. Oysa bilimin amacı "doğaüstü güçlerin
varlığını kabul etmemek" değildir. Bilim böyle bir amaçla
yola çıkmaz. Hiçbir önyargıya bağlanmadan sadece doğayı
inceler ve bu incelemelerinden sonuçlar çıkarır. Eğer bu
sonuçlar, doğada doğaüstü bir aklın tasarımını olduğu yönündeyse,
bilim elbette bunu kabul etmelidir.
Dikkat edilirse, aslında "bilimsel amaç" diye
ifade edilen şey, sadece maddenin var olduğu ve tüm doğanın
da sadece maddi etkenlerle açıklanabileceği yönündeki bir
dogmadır. Bu ise "bilimsel amaç" vs. değil, doğrudan
materyalist felsefedir. Materyalist felsefe, "bilimsel
amaç" gibi yüzeysel sözlerin ardına gizlenmiş ve bilim adamlarını
gerçekte bilim dışı kabullere zorlamaktadır. Nitekim Demirsoy,
bir başka konudan, hücredeki mitokondrilerin kökeninden
söz ederken, tesadüf açıklamasını "bilimsel düşünceye oldukça
ters gelmesine rağmen" kabul ettiğini açıkça belirtir:
... Sorunun en can alıcı
noktası, mitokondrilerin bu özelliği nasıl kazandığıdır.
Çünkü tek bir bireyin dahi rastlantı sonucu bu özelliği
kazanması aklın alamayacağı kadar aşırı olasılıkların bir
araya toplanmasını gerektirir... Solunumu sağlayan ve her
kademede değişik şekilde katalizör olarak ödev gören enzimler,
mekanizmanın özünü oluşturmaktadır. Bu enzim dizisini bir
hücre ya tam içerir ya da bazılarını içermesi anlamsızdır.
Çünkü enzimlerin bazılarının eksik olması herhangi bir sonuca
götürmez. Burada bilimsel düşünceye oldukça ters gelmekle
beraber daha dogmatik bir açıklama ve spekülasyon yapmamak
için tüm solunum enzimlerinin bir defada hücre içerisinde
ve oksijenle temas etmeden önce, eksiksiz bulunduğunu ister
istemez kabul etmek zorundayız.344
Tüm bu satırlardan anlıyoruz ki evrim, gerçekte
bilimsel araştırmaların sonucunda ortaya çıkan bir teori
değildir. Aksine, bu teori materyalist felsefenin gereklerine
göre önce masa başında üretilmiş ve sonra da bilimsel gerçeklere
rağmen kabul ettirilmeye çalışılan bir tabuya dönüşmüştür.
Yine evrimcilerin yazdıklarından anladığımız üzere, tüm
bu çabanın bir de "amacı" vardır ve bu amaç, her ne pahasına
olursa olsun canlıların yaratılmamış olduklarını savunmayı
gerektirmektedir.
  
341 Hoimar
Von Ditfudrth, Dinozorların Sessiz Gecesi, cilt 2, Çev. Veysel
Atayman, 2.b. İstanbul: Alan Yayıncılık, Mart 1995, s. 64
342 Ali Demirsoy, Kalıtım
ve Evrim, Ankara: Meteksan Yayınları, 1984, s. 61
343 Ali Demirsoy, Kalıtım
ve Evrim, s. 61
344 Ali Demirsoy, Kalıtım
ve Evrim, s. 94
|