Az önce de vurguladığımız gibi, madde-ötesinin
(ya da "doğaüstü"nün) var olduğunu kesinlikle reddeden düşünce,
materyalizmdir. Bilim ise, böyle bir dogmayı kabul etmek
zorunda değildir. Bilim, doğayı incelemek ve sonuçlar çıkarmakla
yükümlüdür. Bu sonuçlar doğanın yaratıldığı gerçeğini ortaya
çıkarıyorsa, bilim bunu kabul etmelidir.
Ve bilim, söz konusu gerçeği, yani canlıların
yaratılmış olduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Bu, bilimsel
bulgular tarafından ortaya konan bir açıklamadır ve ismi
de "tasarım"dır. Canlılardaki olağanüstü kompleks
yapıları incelediğimizde, bunların asla doğa kanunlarıyla
ve rastlantılarla açıklanamayacak kadar olağanüstü tasarımlara
sahip olduklarını görürüz. Her tasarım, bir bilinci ispatlar.
Canlılık da, bir bilinç tarafından tasarlanmıştır. Bu bilinç
maddede var olmadığına göre de, madde ötesi bir akla aittir.
Tüm doğaya egemen olan, üstün bir akıl, sonsuz bir güç...
Kısacası hayat ve canlılar, yaratılmışlardır. Bu materyalizm
gibi dogmatik bir inanç değil, bilimsel gözlem ve deneylerin
ortaya çıkardığı bir sonuçtur.
Bu sonucun, materyalizme inanmaya ve materyalizmi
bilim sanmaya alışmış olan bilim adamlarında bir şok meydana
getirdiğini görüyoruz. Bakın bu şok, bugün dünyada evrim
teorisine karşı çıkan en önemli isimlerden biri olan Michael
Behe tarafından nasıl ifade ediliyor:
İnsanlık dünyanın düz olduğu ya da evrenin merkezinde
yer aldığı gibi dogmalardan kurtulmuştur. Hayatın tasarlanmadan,
kendi kendine oluştuğu şeklindeki materyalist ve evrimci
dogmadan da kurtulmaktadır.
Bu durum karşısında gerçek bir bilim adamına
düşen görev ise, materyalist dogmadan vazgeçerek, hayatın
ve canlıların kökeni konusunu gerçek bir bilim adamına yaraşır
bir objektiflik ve samimiyetle değerlendirmektir. Gerçek
bir bilim adamının yapması gereken "şoklardan kaçmamak"tır;
19. yüzyılın köhne materyalist dogmalarına bağlanarak imkansız
senaryoları savunmak değil.