Bitki hücresinin bakteri hücresinden evrimleşmesinin
mümkün olmayışı, evrimci biyologları bu konuda spekülatif
teoriler üretmekten alıkoymamıştır. Ancak yapılan deneyler
ortaya atılan bu hipotezleri desteklememektedir.277
Bu teorilerden en popüler olanı ise "endosimbiosis" tezidir.
Bu tez, 1970 yılında Lynn Margulis tarafından
ortaya atılmıştır. Margulis, bakteri hücrelerinin ortak
ve asalak yaşamları sonucunda bitki ve hayvan hücrelerine
dönüştüklerini iddia etmektedir. Bu teze göre, bitki hücreleri,
bir bakteri hücresinin bir başka fotosentetik bakteriyi
yutmasıyla ortaya çıkmıştır. Fotosentetik bakteri ana hücrenin
içerisinde evrimleşerek kloroplast haline gelmiştir. Son
olarak ana hücrede, her nasıl olduysa, çekirdek, golgi,
endoplazmik retikulum ve ribozomlar gibi son derece kompleks
yapılara sahip organeller evrimleşmiştir. Böylece bitki
hücreleri oluşmuştur.
Bu tez, hayal ürünü olan bir senaryodan başka
bir şey değildir. Nitekim, konu hakkında otorite sayılan
pek çok bilim adamı tarafından da çok yönlü olarak eleştirilmiştir:
Bu bilim adamlarına örnek olarak D. Lloyd 278,
Gray ve Doolittle 279
ya da Raff ve Mahler verilebilir.
Endosimbiosis tezinin dayandırıldığı özellik,
hücre içerisindeki kloroplastların ana hücredeki DNA'dan
ayrı olarak kendi DNA'larını içermesidir. Bu özellikten
yola çıkarak bir zamanlar mitokondri ve kloroplastların
bağımsız hücreler oldukları ileri sürülür. Ne var ki kloroplastlar
detaylı olarak incelendiğinde, bu iddianın tutarsızlığı
ortaya çıkmaktadır.
Endosimbiosis tezini geçersiz kılan noktalar
şunlardır:
1) Eğer kloroplastlar iddia edildiği gibi geçmişte
bağımsız hücreler iken büyük bir hücre tarafından yutulmuş
olsalardı, bunun tek bir sonucu olurdu; o da, bunların ana
hücre tarafından sindirilmesi ve besin olarak kullanılmasıdır.
Çünkü söz konusu ana hücrenin dışarıdan besin yerine yanlışlıkla
bu hücreleri aldığını varsaysak bile, ana hücre sindirim
enzimleriyle bu hücreleri sindirirdi. Tabii bu durumu bazı
evrimciler "sindirim enzimleri yok olmuştu" diyerek geçiştirebilirler.
Ama bu, açık bir çelişkidir. Çünkü eğer sindirim enzimleri
yok olmuş olsaydı, bu kez ana hücrenin beslenemediği için
ölmesi gerekirdi.
2) Yine, tüm imkansızların gerçekleştiğini ve
kloroplastın atası olduğu iddia edilen hücrelerin, ana hücre
tarafından yutulduğunu varsayalım. Bu kez karşımıza başka
bir problem çıkar: Hücre içerisindeki bütün organellerin
planı DNA'da şifre olarak bulunmaktadır. Eğer ana hücre
yuttuğu diğer hücreleri organel olarak kullanacaksa, onlara
ait bilgiyi de DNA'sında şifre olarak önceden bulunduruyor
olması gerekirdi. Hatta yutulan hücrelerin DNA'ları da ana
hücreye ait bilgilere sahip olmalıydı. Böyle bir şey ise
elbette imkansızdır; hiçbir canlı kendisinde bulunmayan
bir organın genetik bilgisini taşımaz. Ana hücrenin DNA'sıyla,
yutulan hücrelerin DNA'larının birbirlerine sonradan "uyum
sağlamaları" da mümkün değildir.
3) Hücre içinde çok büyük bir uyum vardır. Kloroplastlar
ait oldukları hücreden bağımsız hareket etmez. Kloroplastlar
protein sentezlemede ana DNA'ya bağımlı olmalarının yanında
çoğalma kararını da kendileri almaz. Bir hücrede tek bir
tane kloroplast ve tek bir tane mitokondri yoktur. Sayıları
birden fazladır. Tıpkı diğer organellerin yaptığı gibi bunların
sayıları hücrenin aktivitesine göre artar ya da azalır.
Bu organellerin kendi bünyelerinde ayrıca bir DNA bulunmasının
özellikle çoğalmalarında çok büyük faydası vardır. Hücre
bölünürken, çok sayıdaki kloroplast da ayrıca ikiye bölünerek
sayılarını 2'ye katladıklarından, hücre bölünmesi daha kısa
sürede ve seri olarak gerçekleşir.
4) Kloroplastlar bitki hücresi için son derece
hayati önemi olan güç jeneratörleridir. Eğer bu organeller
enerji üretemezlerse, hücrenin pek çok fonksiyonu işleyemez.
Bu da canlının yaşayamaması demektir. Hücre için bu derece
önemli olan bu fonksiyonlar kloroplastlarda sentezlenen
proteinlerle gerçekleştirilir. Ancak kloroplastların bu
proteinleri sentezlemek için kendi DNA'ları yeterli değildir.
Proteinlerin büyük çoğunluğu hücredeki ana DNA kullanılarak
sentezlenir.280
Böyle bir uyumu deneme-yanılma metoduyla elde
etmeye çalışırken, DNA üzerinde meydana gelebilecek değişikliklerin
ne gibi etkileri olabilir? Bir DNA molekülünün üzerinde
meydana gelebilecek herhangi bir değişiklik kesinlikle canlıya
yeni bir özellik kazandırmaz, aksine sonuç kesinlikle zararlı
olur. Mahlon B. Hoagland, Hayatın Kökleri adlı kitabında
bu durumu şu sözleriyle açıklamaktadır:
Hatırlayacaksınız, hemen
hemen her zaman bir organizmanın DNA'sında bir değişikliğin
olması onun için zararlıdır; başka bir deyişle yaşamını
sürdürebilme kapasitesinde azalmaya yol açar. Bir benzetme
yapalım: Shakespeare'in oyunlarına rastgele eklenen cümlelerin
onları daha iyi yapması pek olası değildir... Temelinde
DNA değişiklikleri ister mutasyonla, ister bizim dışarıdan
bilerek eklediğimiz yabancı genlerle olsun, yaşamı sürdürebilme
şansını azaltma özelliklerinden dolayı zararlıdır.281
Evrimcilerin öne sürdükleri iddialar bilimsel
deneylere ve bu deneylerin sonuçlarına dayanılarak ortaya
atılmamıştır. Çünkü bir bakterinin başka bir bakteriyi yutması
gibi bir olgu hiçbir şekilde gözlenmemiştir. Moleküler biyolog
Whitfield, bu durumu şöyle ifade etmektedir:
Prokaryotik endosimbiosis
(yutma) belki de tüm endosimbiotik teorinin dayandığı hücresel
mekanizmadır. Eğer bir prokaryot bir diğerini içine alamaz
ise, endosimbiozun nasıl kurulduğunu tahmin etmek güçtür.
Maalasef, endosimbioz teori için hiçbir modern örnek yoktur.282
Amerikalı biyolog L. R. Croft ise bu konuda şu
yorumu yapar:
Bir bakterinin başka bir
bakteriyi yutması hiçbir şekilde gözlemlenmemişken, böyle
bir iddiada bulunmak hiçbir şekilde bilimsel değildir. Kaldı
ki kloroplast, ribozom, mitokondri, lizozom gibi organeller
hücre dışına alınarak birbirlerinden ayrıldıklarında yaşayamamaktadır.283
  
277 "Book
Review of Symbiosis in Cell Evolution", Biological Journal
of Linnean Society, vol. 18, 1982, s. 77-79 
278 D.Loyd, The Mitochondria
of Microorganisms, 1974, s.476
279 Gray & Doolittle,
"Has the Endosymbiant Hypothesis Been Proven?" Microbilological
Review, vol. 30, 1982, s.46,
280 Wallace-Sanders-Ferl,
Biology: The Science of Life, 4th Edition, Harper Collins
College Publishers s.94 
281 Mahlon B. Hoagland,
Hayatın Kökleri, TÜBİTAK 12.Basım, Mayıs 1998, s. 153
282 Whitfield, "Book
Review of Symbiosis in Cell Evolution", Biological Journal
of Linnean Society. 77-79 (1982) s. 18
283 L.R.Croft, How
Life Began, , Evangelical Press (1988) s. 93-94
|