Evrim teorisi, kökenini açıklayamadığı bitki
hücrelerinin zaman içinde algleri, yani su yosunlarını oluşturduğunu
varsayar. Alglerin kökeni çok eski devirlere kadar uzanmaktadır.
Öyle ki, 3.4-3.1 milyar yaşında fosilleşmiş alg kalıntıları
bulunmuştur. İlginç olan, bu olağanüstü derecede eski canlıların
dahi son derece kompleks ve günümüzde yaşayan örneklerinden
farksız yapılara sahip olmasıdır. Science dergisinde
yayınlanan bir makalede şöyle denir:
Evrimci biyologlar, söz konusu alglerin zaman
içinde diğer deniz bitkilerini oluşturduğunu ve 450 milyon
yıl kadar önce de bir şekilde "karaya taşındıklarını" kabul
etmektedir. Bir başka deyişle, hayvanların "sudan karaya
geçiş" senaryosu olduğu gibi, bitkilerin de bir "sudan karaya
geçiş" senaryosu vardır. Ancak bu geçiş senaryosu da hayvanlarınki
gibi son derede tutarsız ve çelişkilidir. Evrimci kaynaklar
çoğu kez konuyu "algler bir şekilde kendilerini karaya atıp
buraya uyum sağladılar" gibi masalsı ve bilim dışı yorumlarla
geçiştirmeye çalışırlar. Ancak bu dönüşümü imkansız kılacak
çok sayıda etken vardır. Bunlardan en önemlilerine kısaca
bir göz atalım:
1-Kuruma Tehlikesi: Suda yaşayan bir bitkinin
karada yaşayabilmesi için öncelikle yüzeyinin fazla su kaybından
korunması gerekmektedir. Aksi takdirde bitki kuruyacaktır.
Kara bitkileri, kurumadan korunmak için özel sistemlerle
donatılmıştır. Bu sistemlerde çok önemli detaylar vardır.
Örneğin bu koruma öyle bir yolla yapılmalıdır ki, oksijen
ve karbondioksit gibi önemli gazlar hiçbir engelle karşılaşmadan
bitkinin içine girip, dışarı çıkabilmelidir, aynı zamanda
buharlaşmanın sağlanması da önlenmelidir. Eğer böyle bir
sistem bitkide yoksa, bitkinin bu sistemin gelişmesini bekleyecek
milyonlarca yıl zamanı da yoktur. Böyle bir durumda bitki
bir süre sonra kurur ve ölür.
2-Beslenme: Su bitkileri, ihtiyaçları
olan suyu ve mineralleri doğrudan içinde bulundukları sudan
alırlar. Dolayısıyla karaya çıkıp, yaşamaya çalışan bir
su yosununun beslenme problemi ortaya çıkacaktır. Bunu halletmeden
yaşamını sürdürmesi ise imkansızdır.
3-Üreme: Su yosununun karadaki kısa ömrü
sırasında üremek için herhangi bir şansı da olamaz. Çünkü
üreme hücrelerini dağıtmak için suyu kullanırlar. Karada
üreyebilmeleri için kara bitkilerinde olduğu gibi çok hücreli
üreme organlarına sahip olmaları gereklidir. Karadaki bitkilerin
üreme hücreleri ise, kendilerini kurumaktan koruyan özel
hücrelerle kaplanmışlardır. Kendini karada bulan bir su
yosununun da bu üreme hücreleri kuruma tehlikesine karşı
hiçbir şekilde korunamayacaklardır.

Okyanusta serbest
halde yüzen algler.
|
4-Oksijenin yıkıcı etkisinden korunma: Karaya
geçtiği iddia edilen su yosunu, oksijeni o ana kadar suda
çözünmüş olarak almıştır. Evrimcilerin iddiasına göre karaya
geçtiği anda oksijeni daha önce hiç karşılaşmadığı bir biçimde,
yani havadan direkt olarak almak zorunda kalır. Bilindiği
gibi normal şartlar altında havadaki oksijenin organik maddeler
üzerinde yıkıcı etkisi vardır. Karada yaşayan canlılar bu
etkiden zarar görmemelerini sağlayacak sistemlere sahiptirler.
Su yosunu ise, bir su bitkisidir, dolayısıyla oksijenin
olumsuz etkilerinden korunmak için gerekli olan enzimlere
sahip değildir. Bu yüzden karaya geçtiği anda oksijenin
zararlı etkisinden kurtulması mümkün değildir. Böyle bir
sistemin oluşmasını "beklemesi" de söz konusu değildir,
çünkü bu şekilde yaşayamaz.
Alglerin sudan karaya geçişi iddiasını çelişkili
hale getiren bir başka nokta da, böyle bir geçişi gerektirecek
doğal bir etken olmayışıdır. 450 milyon yıl önceki alglerin
doğal ortamlarını düşünelim. Denizlerin suları, onlara ideal
bir ortam sunmaktadır. Örneğin, sular onları aşırı sıcaklardan
koruyup izole etmekte ve ihtiyaçları olan her türlü inorganik
minerali sağlamaktadır. Aynı zamanda da fotosentez yoluyla
güneş ışınlarını emebilmekte, suda çözünen karbondioksitten
kendi karbonhidratlarını (şeker ve nişasta) yapabilmektedirler.
Dolayısıyla su yosunlarının karada yaşamalarını gerektirecek,
evrimci deyimle bu yönde bir "selektif avantaj" sağlayacak
hiçbir durum yoktur.
Tüm bunlar, alglerin karaya çıkarak kara bitkilerini
oluşturdukları şeklindeki evrimci varsayımın, tümüyle bilim
dışı bir senaryo olduğunu göstermektedir.