Kara canlısı olan sürüngenlerin nasıl olup
da uçmaya başladıkları evrimciler arasında çeşitli spekülasyonlara
neden olmuş bir konudur. Bu konuda başlıca iki teori vardır.
İlk teori, kuşların atalarının ağaçlardan yere indiklerini
savunur. Bu teoriye göre, kuşların ataları, ağaçlarda yaşayan
sürüngenlerdir ve bunlar zamanla "daldan dala atlayarak
kanatlanmışlardır". Buna "arboreal teori" denilir.
Bir diğer görüş de kuşların yerden yukarı doğru havalandıkları
şeklindedir ve "cursorial teori" olarak bilinir.
Her iki teori de tamamen spekülatif temellere
dayanmaktadır. Ne arboreal teoriyi ne de cursorial teoriyi
destekleyecek hiçbir kanıt yoktur. Evrimcilerin bu soruna
karşı buldukları çözüm de oldukça basittir; böyle bir delili
"varsayarlar". Cursorial teoriyi ortaya atan Yale Üniversitesi
Jeoloji Kürsüsü profesörü John Ostrom, bu yaklaşımını şöyle
açıklar:
Herhangi bir pro-avis'e
(uçuş öncesi canlıya) ait hiçbir fosil kanıtı yoktur. O
tamamen kuramsal bir kuş öncülüdür... Böyle bir canlının
yaşamış olması gerekmektedir.84
Ancak arboreal teoriye göre "yaşamış olması"
gereken bu ara geçiş formu, hiçbir zaman bulunamamıştır.
cursorial teori daha da problemlidir. Bu teorinin temel
argümanı, bazı sürüngenlerin böcek avlamak için ön kollarını
uzun süre ve sık sık çırptıkları ve zaman içinde de bu ön
kolların kanatlara dönüştüğü şeklindedir. Kanat gibi son
derece kompleks bir organın, sinek yakalamak için birbirine
çırpılan ön kollardan nasıl meydana geldiği hakkında ise
hiçbir açıklama yapılmamaktadır. cursorial teorinin önde
gelen savunucusu John Ostrom, her iki hipotezi savunanların
ancak spekülasyon yapabildiklerini itiraf ederek şöyle der:
"benim 'cursorial predator' teorim gerçekten de spekülatiftir.
Fakat arboreal teori de aynı şekilde spekülatiftir".85
Evrim teorisini kuşların kökeni konusunda çaresiz
bırakan noktalardan biri, kanatların sahip olduğu indirgenemez
kompleks yapıdır. Bir başka deyişle, kanatlar ancak mükemmel
yapılarıyla işe yaramakta, "eksik" bir kanat ise hiçbir
işlev görmemektedir. Bu durumda evrimin öne sürdüğü yegane
mekanizma olan "kademeli gelişim" modeli hiçbir şey ifade
etmemektedir. Türk biyolog Engin Korur, kanatların evrimleşmesinin
imkansızlığını şöyle kabul eder:
Gözlerin ve kanatların
ortak özelliği ancak bütünüyle gelişmiş bulundukları takdirde
görevlerini yerine getirebilmeleridir. Başka bir deyişle,
eksik gözle görülmez, yarım kanatla uçulmaz. Bu organların
nasıl oluştuğu doğanın henüz iyi aydınlanmamış sırlarından
birisi olarak kalmıştır.86
Kanatların; kuşun göğüs çıkıntısına sağlam
bir biçimde tutturulmuş olması, kuşu havaya kaldırmaya,
havadaki dengesini ve her yöne hareketini sağlamaya elverişli
bir yapıda olması zorunludur. Kuşun kanat ve kuyruk tüylerinin
hafif, esnek ve birbiriyle orantılı bir yapıda olması, kısaca
uçuşa imkan veren mükemmel bir aerodinamik düzende işlemesi
de şarttır. İşte evrim, bu noktada büyük bir açmaz içindedir:
Kanatların bu kusursuz yapısının nasıl olup da birbirini
izleyen rastlantısal mutasyonlar sonucu meydana geldiği
sorusu tümüyle cevapsızdır. Bir sürüngenin ön ayaklarının,
genlerinde meydana gelen bir bozulma (mutasyon) sonucunda
nasıl kusursuz bir kanada dönüşeceği asla açıklanamamaktadır.
HAYALİ
TEORİLER, HAYALİ CANLILAR
Evrimcilerin uçuşun kökenini
açıklamak için ortaya attıkları ilk teori, sürüngenlerin
"sinek avlamaya çalışırken kanatlandıklarını" (üstte),
ikinci teori ise "daldan dala atlarken kuş haline
geldiklerini" (yanda) savunur. Oysa ne "yavaş yavaş
kanatlanan canlılara" dair fosiller vardır, ne de
böyle bir dönüşümün mümkün olduğuna dair bir bulgu...
|
Yukarıdaki alıntıda da belirtildiği gibi, "yarım
kanatla uçulmaz". Dolayısıyla eğer herhangi bir mutasyonun
bir sürüngenin ön ayaklarında belirsiz bir değişim yaptığını
varsaysak bile, bunun üzerine yeni mutasyonlar eklenerek
"tesadüfen" bir kanat oluşmuş olabileceğini öngörmek tamamen
akıl dışıdır. Çünkü ön ayaklarda meydana gelecek bir mutasyon,
canlıya çalışır bir kanat kazandırmadığı gibi, onu ön ayaklarından
da mahrum bırakacaktır. Bu ise, bu canlının, diğer türdeşlerine
göre daha dezavantajlı (yani sakat) bir bedene sahip olması
anlamına gelir. Evrim teorisinin kurallarına göre de, doğal
seleksiyon bu sakat canlıyı ayıklayacaktır.
Kaldı ki, biyofizik araştırmalara göre, mutasyonlar
çok nadir gerçekleşen değişimlerdir. Dolayısıyla, bu sakat
canlıların milyonlarca yıl eksik ve güdük kanatlarının küçük
küçük mutasyonlarla tamamlanmasını beklemeleri, her yönden
imkansızdır. Hem de bu mutasyonlar gerçekte her zaman için
zararlı etki oluştururken...
  
84 John
Ostrom, "Bird Flight: How Did It Begin?", American Scientist,
Ocak-Şubat 1979, Sayı 67, s. 47
85 John Ostrom, "Bird
Flight: How Did It Begin?", American Scientist, Ocak-Şubat
1979, Sayı 67, s. 47
86 Engin Korur, "Gözlerin
ve Kanatların Sırrı", Bilim ve Teknik, Sayı 203, Ekim 1984,
s. 25
|