Evrimcilerin sadece morfolojik düzeyde değil,
moleküler düzeyde öne sürdükleri homoloji iddiası da geçersizdir.
Evrimciler, farklı canlı türlerinin DNA şifrelerinin ya
da protein yapılarının benzer olduğundan söz ederler ve
bunu, bu canlı türlerinin birbirlerinden evrimleştiklerinin
delili olarak yorumlarlar. Örneğin evrimci yayınlarda sık
sık "insan DNA'sı ile maymun DNA'sı arasında büyük bir benzerlik"
olduğu söylenir ve bu, insan ile maymun arasında evrimsel
bir ilişki olduğu iddiasının kanıtı gibi sunulur.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, yeryüzünde yaşayan
canlıların birbirlerine yakın DNA yapısına sahip olmaları
beklenmedik bir durum değildir. Canlıların temel yaşamsal
işlevleri birbiriyle aynıdır ve insan da canlı bir bedene
sahip olduğuna göre, diğer canlılardan farklı bir DNA yapısına
sahip olması beklenemez. İnsan da diğer canlılar gibi proteinlerle
beslenerek gelişir, onun da vücudunda kan dolaşır, hücrelerinde
her saniye oksijen kullanılarak enerji üretilir.
Dolayısıyla canlıların genetik benzerliklere
sahip olmaları, ortak bir atadan evrimleştikleri iddiasına
delil olarak gösterilemez. Evrimciler, eğer ortak atadan
evrimleşme teorisini delillendirmek istiyorlarsa, birbirinin
atası olduğu iddia edilen canlıların moleküler yapılarında
da bir ata-torun ilişkisi olduğunu göstermek zorundadırlar.
Oysa, birazdan inceleyeceğimiz gibi, bu yönde hiçbir somut
bulgu yoktur.
İlk olarak "insan DNA'sı ile maymun DNA'sı
arasındaki benzerlik" konusunu ele alalım. Eğer bu konuda
biraz daha geniş bir araştırma yapılırsa, çok daha ilginç
başka canlıların DNA'sının da insanınkine benzerlik gösterdiği
görülebilir. Bu benzerliklerden biri, insan ile nematod
filumuna ait solucanlar arasındadır. New Scientist dergisinde
aktarılan genetik analizler, nematod solucanları ve insan
DNA'larında %75'lik bir benzerlik ortaya koymuştur.250
Bu elbette insan ile nematodlar arasında sadece %25'lik
bir farklılık bulunduğu anlamına gelmemektedir! Eğer evrimcilerin
kurguladığı soy ağacına bakılırsa, insanın dahil edildiği
Chordata filimu ile Nematoda filumlarının 530 milyon
yıl önce bile birbirlerinden ayrı oldukları görülür. Bu
durum açıkça göstermektedir ki, iki farklı canlı kategorisinin
DNA zincirlerindeki benzerlik, bu canlıların ortak bir atadan
evrimleştikleri iddiasına delil oluşturmamaktadır.
Evrimcilerin "insan ile maymun arasındaki genetik
benzerlik" konusunda kullandıkları örneklerden bir
diğeri, insanda 46, şempanze ve gorillerde ise 48 kromozom
bulunmasıdır. Evrimciler, kromozom sayılarının yakınlığını
evrimsel bir ilişkinin göstergesi sayarlar. Oysa eğer evrimcilerin
kullandığı bu mantık doğru olsaydı, insanın maymun kadar
yakın bir akrabasının daha olması gerekirdi: "Patates"!
Çünkü patatesin kromozom sayısı goril ve şempanzenin kromozom
sayısıyla eşittir: 48. Bu durum, DNA benzerliğinin evrime
kanıt oluşturmayacağının çarpıcı bir göstergesidir.

Kromozom sayılarına
ve DNA yapılarına göre yapılan karşılaştırmalar, farklı
canlı türleri arasında hiçbir evrimsel akrabalık ilişkisi
kurulamadığını
göstermektedir. |
Nitekim farklı türlere ve sınıflara ait canlıların
DNA ve kromozom analizleri sonucunda elde edilen bulgular
karşılaştırıldığında, canlıların DNA ve kromozomlarındaki
benzerliklerin ya da farklılıkların, öne sürülen hiçbir
evrimci mantık ya da bağlantıyla uyuşmadığı çok açık bir
biçimde ortaya çıkmaktadır. Evrimci teze göre canlıların
kompleksliklerinde kademeli bir artış yaşanmış olmalı, buna
paralel olarak da genetik bilgilerini oluşturan kromozomlarının
sayısının kademeli olarak artması beklenmelidir. Fakat elde
edilen veriler bu tezin tamamen hayal ürünü olduğunu göstermektedir.
Örneğin, domatesin 24 kromozomu varken, çok daha kompleks
bir organizmaya ve sistemlere sahip olan copepode yengecinin
sadece 6 koromozomu vardır. Ya da, tek hücreli bir canlı
olan Euglena'da 45 kromozom bulunurken, Amerika'da yaşayan
büyük bir timsah türü olan alligatörde 32 kromozom bulunur.
Bununla birlikte mikroskobik bir canlı olan Radiolaria'da
800'den fazla kromozom vardır. Yanlış okumadınız, "800"den
fazla...
Evrimin ünlü teorisyenlerinden Rus bilim adamı
Dobzhansky, canlılar ve DNA'ları arasındaki bu kuralsız
ilişkinin evrimin açıklayamadığı büyük bir sorun olduğunu
şöyle ifade etmektedir:
Daha kompleks organizmaların
genelde basit olanlara göre hücrelerinde daha fazla DNA'ları
vardır. Fakat bu kuralın dikkat çeken istisnaları vardır.
Amphiuma (amfibiyen), Propterus (bir akciğerli balık), ve
hatta sıradan kurbağalar ve kara kurbağaları tarafından
geçilen insan ise, liste başı olmaktan çok uzaktır. Neden
bu durum bu kadar uzun zamandır bir bilmece olarak kaldı?251
Yine evrimci homoloji tezine göre, canlı büyüdükçe
kromozom sayısının artması, küçüldükçe ise kromozom sayısının
azalması beklenmelidir. Oysa birbirileriyle bütünüyle farklı
boyut ve yapılara sahip olan ve aralarında herhangi bir
evrimsel bağlantı olduğu iddia bile edilemeyen canlıların
eşit sayıda kromozomlara sahip olmaları, canlıların kromozom
benzerlikleri üzerine kurulan yüzeysel evrimci mantıkları
alt üst etmektedir. Buna birkaç örnek verecek olursak, hem
yulaf bitkisinin hem de makak maymununun 42'şer kromozomu
vardır. Deer faresinin 48 kromozomu bulunurken kendisinden
kat kat büyük olan gorilin de aynı sayıda, yani 48 kromozomu
bulunur. Bir diğer ilginç örnek de çingene güvesi ve eşeğin
kromozom sayılarıdır. Her ikisi de 62 kromozoma sahiptir.
Moleküler düzeydeki diğer karşılaştırmalar da,
evrimci yorumları anlamsız kılan pek çok tutarsızlık örneği
oluşturmaktadır. Çeşitli canlılardaki protein dizilimleri
laboratuvarlarda analiz edildikçe, ortaya evrimciler açısından
hiç beklenmedik, hatta kimi zaman hayret verici sonuçlar
çıkmaktadır. Örneğin insandaki Sitokrom-C proteini bir atınkinden
14 amino asit farklıyken, bir kangurununkinden yalnızca
8 amino asit farklıdır. Yine Sitokrom-C dizilimi incelendiğinde,
kaplumbağaların insanlara kendileri gibi bir sürüngen olan
çıngıraklı yılanlardan daha yakın olduğu görülür. Bu durum
evrimci bakış açısına göre yorumlandığında kaplumbağaların
insanlarla yılanlardan daha yakın akraba oldukları gibi
anlamsız bir sonuç çıkcaktır.
Her ikisi de sürüngenler sınıfına dahil olan
kaplumbağa ve çıngıraklı yılanın arasında 100 kodonda 21
amino asitlik fark, çok ayrı sınıfların temsilcileri arasındaki
farklardan belirgin bir şekilde daha büyüktür. Örneğin,
tavuk ve su yılanı arasındaki 17, veya at ve köpekbalığı
arasındaki 16, hatta iki ayrı filuma ait köpek ve solucan
sineği arasındaki 15 amino asitlik farktan bile daha büyüktür.
Benzer gerçekler hemoglobin için de bulunmuştur.
Bu proteinin insandaki dizilimi lemurunkinden 20 amino asit
farklı iken, domuzdakinden yalnızca 14 amino asit farklıdır.
Durum diğer proteinler için de yaklaşık olarak aynıdır.252
Evrimcilerin bu durumda, insanın evrimsel olarak
kanguruya, attan daha yakın olması ya da domuzla lemurdan
daha yakın akraba olduğu gibi sonuçlara varmaları gerekir.
Oysa bu sonuçlar, şimdiye kadar kabul edilmiş tüm "evrimsel
soy ağacı" şemalarına aykırıdır. Protein benzerlikleri şaşırtıcı
sürprizler doğurmaya devam etmektedir. Örneğin:
Cambridge'ten Adrian Friday
ve Martin Bishop ellerindeki "tetrapodların protein dizilimi"
verilerini analiz etmişlerdir. Hayret verici bir şekilde,
yaklaşık bütün örneklerde insan ve tavuk, birbirlerine
en yakın akraba olarak eşleşmişlerdir. Bir sonraki en
yakın akraba ise timsahtır.253
Yine, bu benzerliklere evrimci bir mantıkla yaklaşıldığı
takdirde, insanın en yakın evrimsel akrabasının tavuk olduğu
gibi saçma bir sonuca varmamız gerekmektedir. Paul Ehrlich,
moleküler analizlerin çok farklı canlı sınıflarını birbirine
yakın gibi gösteren sonuçlar verdiğini şöyle vurgular:
Yaklaşık aynı yapı ve fonksiyonlara sahip proteinlere
(homolog proteinler), filogenetik olarak değişik, hatta
birbirinden çok farklı canlı sınıflarında gittikçe artan
sayılarda rastlanmaktadır (örneğin, omurgalılardaki, bazı
omurgasızlardaki ve hatta bazı bitkilerdeki hemoglobin gibi).254
South Carolina Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden
biyokimya araştırmacısı Dr. Christian Schwabe, moleküler
alanda evrime delil bulabilmek için uzun yıllarını vermiş
bir bilim adamıdır. Özellikle insülin ve relaxin türü proteinler
üzerinde incelemeler yaparak canlılar arasında evrimsel
akrabalıklar kurmaya çalışmıştır. Fakat çalışmalarının hiçbir
noktasında evrime herhangi bir delil elde edemediğini pek
çok kereler itiraf etmek zorunda kalmıştır. Science dergisindeki
bir makalesinde şöyle demektedir:
Moleküler evrim, evrimsel
akrabalıkların ortaya çıkarılması için neredeyse paleontolojiden
daha üstün bir metot olarak kabul edilmeye başlandı. Bir
moleküler evrimci olarak bundan gurur duymam gerekirdi.
Ama aksine, türlerin düzenli bir gelişme kaydettiğini göstermesi
gereken moleküler benzerliklerin pek çok istisnası olması
oldukça can sıkıcı görünüyor. Bu istisnalar o kadar
çok ki, gerçekte, istisnaların ve tuhaflıkların daha önemli
bir mesaj taşıdıklarını düşünüyorum.255
Schwabe'nin relaxinler üzerinde yaptığı çalışmalar
oldukça ilginç sonuçlar ortaya koymuştur:
Yakın akraba olduğu
bildirilen türlerin relaxinleri arasındaki yüksek değişkenliğin
yanı sıra, domuzun ve balinanın relaxinleri bütünüyle
aynıdır. Farelerden, Yeni Gine domuzundan, insandan
ve domuzdan alınan moleküller, birbirlerinden yaklaşık %55
uzaktır. Buna rağmen insülin, insanı şempanzeden daha
çok domuza yakın kılmaktadır.256
Schwabe, insülin ve relaxin dışında diğer pek
çok protein dizilimlerini karşılaştırdığında da aynı gerçekle
yüz yüze gelmiştir. Relaxin ve insülin türlerinin ortaya
koyduğu istisnalar dışında, evrimin öne sürdüğü türden
düzenli bir moleküler gelişmeyi yalanlayan pek çok protein
türü olduğunu belirten Schwabe şunları söylemektedir:
Relaxin ve insülin aileleri,
moleküler evrimin klasik "tek ağaçtan evrimleşme" yorumu
karşısındaki yegane istisnalar değildir. Anormal protein
benzerliği örnekleri, görünürde açıklaması ancak hayal gücüyle
sınırlandırılabilecek bir sayıyı kaplamaktadır.257
Moleküler
düzeyde hiçbir organizma bir diğerinin "atası" değildir,
diğerinden daha "ilkel" ya da "gelişmiş" de değildir.. |
Schwabe, canlılardaki lizozimler, sitokromlar
ve pek çok hormonların da amino asit dizilimlerinin karşılaştırılmasının
evrimciler açısından "beklenmedik sonuçlar ve anormallikler"
ortaya koyduğunu belirtmektedir. Schwabe, tüm bu kanıtlara
dayanarak, proteinlerin hepsinin hiçbir evrim geçirmeden
başlangıçtaki yapılarına sahip olduklarını, ve moleküller
arasında, aynı fosiller arasında olduğu gibi, hiçbir ara
geçiş formu bulunmadığını savunmaktadır.
Michael Denton da moleküler biyoloji alanında
elde edilen bulgulara dayanarak şu yorumu yapar:
Moleküler düzeyde, her
canlı sınıfı, özgün, farklı ve diğerleriyle bağlantısızdır.
Dolayısıyla moleküller, aynı fosiller gibi, evrimci biyoloji
tarafından uzun zamandır aranan teorik ara geçişlerin olmadığını
göstermiştir... Moleküler düzeyde hiçbir organizma bir
diğerinin "atası" değildir, diğerinden daha "ilkel" ya da
"gelişmiş" de değildir... Eğer bu moleküler kanıtlar
bundan bir asır önce var olsaydı... organik evrim düşüncesi
hiçbir zaman kabul görmeyebilirdi.258
Özetlemek gerekirse, canlılardaki benzer organlar
ya da benzer moleküler yapılar, bu canlıların ortak bir
atadan evrimleştikleri teorisine hiçbir destek sağlamamaktadır.
Aksine, bu benzerlikler, canlılar arasında kurulabilecek
her türlü hiyerarşik evrim şemasını imkansız hale getirmektedir.
İnsan, bir protein karşılaştırmasına göre tavuklara, bir
diğer karşılaştırmaya göre nematod solucanlarına, bir başka
analize göre de timsahlara "benzer" gibi çıkıyorsa, insanın
bu canlılardan herhangi birinden ya da başka hiçbir canlıdan
evrimleştiği öne sürülemez.
Kısacası, canlılarda anatomik ya da kimyasal
benzerlikler arayan bunu evrime delil saymaya çalışan homoloji
varsayımı, bilimsel bulgular karşısında geçersizdir.
Peki bu durumda canlılardaki benzer yapıların
bilimsel açıklaması nasıl yapılabilir? Bu sorunun cevabı,
Darwin'in evrim teorisi bilim dünyasına hakim olmadan önce
verilmiştir. Canlılardaki benzer organları ilk kez gündeme
getiren Carl Linneaus ya da Richard Owen gibi bilim adamları,
bu organları "ortak tasarım" örneği olarak görmüşlerdir.
Yani benzer organlar, ortak bir atadan tesadüfen evrimleştikleri
için değil, belirli bir işlevi görmek için bilinçli bir
şekilde tasarlanmış oldukları için benzerdir.
Modern bilimsel bulgular ise, benzer organlar
için ortaya atılan "ortak ata" iddiasının tutarlı olmadığını
ve yapılabilecek yegane açıklamanın söz konusu "ortak tasarım"
açıklaması olduğunu göstermektedir.
  
250 Karen
Hopkin, "The Greatest Apes", New Scientist, 15 May 1999, s.
27
251 Theodosius Dobzhansky,
Genetics of the Evolutionary Process (1970), s. 17-18.
252 Pierre Paul Grasse,
Evolution of Living Organisms, New York: Academic Press, 1977,
s. 194)
253 Mike Benton, "Is
a Dog More Like Lizard or a Chicken?" New Scientist, c. 103,
16 Ağustos 1984, s. 19)
254 Paul Ehrlich, "On
the Probability of the Emergence of a Protein with a Particular
Function", Acta Biotheoretica, cilt 34, 1985, s. 53
255 Christian Schwabe,
"On the Validity of Molecular Evolution", Trends in Biochemical
Sciences, cilt 11, Temmuz 1986
256 Christian Schwabe,
"Theoretical Limitations of Molecular Phylogenetics and the
Evolution of Relaxins", Comparative Biochemical Physiology,
cilt 107B, 1974, s.171-172
257 Christian Schwabe
and Gregory W. Warr, "A Polyphyletic View of Evolution", Perspectives
in Biology and Medicine, c. 27, İlkbahar 1984, s. 473
258 Michael Denton.
Evolution: A Theory in Crisis. London: Burnett Books, 1985,
s. 290-91 |