Darwinist teoriyi bilimsel bulgular karşısında
sorgularken başvurulması gereken en temel kaynaklardan biri,
kuşkusuz Darwin'in kendi koyduğu kıstaslardır. Darwin, teorisini
ortaya atarken, bu teorinin nasıl yanlışlanabileceğine dair
bir takım somut ölçüler de ortaya koymuştur. Türlerin
Kökeni kitabında, pek çok yerde, "eğer teorim doğruysa"
diye başlayan pasajlar yer alır ve Darwin, bu pasajlarda
teorisinin gerektirdiği bulguları tarif eder.
Darwin'in "eğer teorim doğruysa" diye başlayan
söz konusu kıstaslarının önemli bir kısmı fosillerle ve
"ara form"larla ilgilidir. Darwin'in bu yöndeki kehanetlerinin
gerçekleşmediğini, aksine fosil kayıtlarının Darwinizm'in
tam aksi bir sonuç ortaya çıkardığını önceki bölümlerde
inceledik.
Bunların yanında, Darwin bizlere teorisini test
etmek için çok önemli bir kıstas daha vermiştir. Öyle ki,
bu kıstas, Darwin'in teorisini "kesinlikle yıkabilecek"
kadar somuttur. Darwin şöyle yazmıştır:
Darwin'in buradaki kastını iyi incelemek gerekir.
Bilindiği gibi, Darwinizm canlıların kökenini iki bilinçsiz
doğa mekanizması ile açıklamaktadır: Doğal seleksiyon ve
rastlantısal değişiklikler (yani mutasyonlar). Darwinist
teoriye göre, bu iki mekanizma, canlı hücresinin kompleks
yapısını, kompleks canlıların vücut sistemlerini, gözleri,
kulakları, kanatları, akciğerleri, yarasaların sonarını
ve daha milyonlarca karmaşık tasarımlı sistemi meydana getirmiştir.
Ancak son derece kompleks yapılara sahip olan
bu sistemler, nasıl olur da iki bilinçsiz doğal etkenin
ürünü sayılabilir? İşte bu noktada Darwinizm'in başvurduğu
kavram, "indirgenebilirlik" kavramıdır. Söz konusu sistemlerin
çok daha basit hale indirgenebileceklerini ve sonra da kademe
kademe gelişmiş olabilecekleri iddia edilir. Her kademe,
canlıya biraz daha avantaj sağlayacak, böylece doğal seleksiyon
tarafından seçilecektir. Daha sonra tesadüfen küçük bir
gelişme daha olacak, bu da avantaj sağlayıp seçilecek ve
bu süreç devam edecektir. Bu sayede, Darwinizm'in iddiasına
göre, önceden gözü olmayan bir canlı türü kusursuz bir göze
sahip olacak, önceden uçamayan bir başka tür de kanatlanıp
uçar hale gelecektir.
Bu hikaye evrimci kaynaklarda çok ikna edici
ve makul bir hikaye gibi anlatılır. Oysa biraz detayına
inildiğinde, ortada çok büyük bir yanılgı olduğu görülmektedir.
Bu yanılgının birinci yönü, kitabın önceki sayfalarında
incelediğimiz bir konudur: Mutasyonların geliştirici değil,
tahrip edici bir mekanizma oluşu. Yani canlılara isabet
edecek rastlantısal mutasyonların bu canlılara "avantaj"
sağlamaları, hem de bunu binlerce kez üstüste yapmaları,
tüm bilimsel gözlemlere aykırı bir hayaldir.
Ancak yanılgının bir de çok önemli bir yönü daha
vardır. Dikkat edilirse, Darwinist teori, bir noktadan bir
başka noktaya (örneğin kanatsız canlıdan kanatlı canlıya)
doğru giden aşamaların hepsinin tek tek "avantajlı" olmasını
gerektirmektedir. A'dan Z'ye doğru gidecek bir evrim sürecinde,
B, C, D... U, Ü, V ve Y gibi tüm "ara" kademelerin canlıya
mutlaka avantaj sağlaması gerekmektedir. Doğal seleksiyon
ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirlemeleri
mümkün olmadığına göre, tüm teori canlı sistemlerinin avantajlı
küçük kademelere "indirgenebileceği" varsayımına dayanmaktadır.
İşte Darwin bu nedenle "eğer birbirini takip
eden çok sayıda küçük değişiklikle kompleks bir organın
oluşmasının imkansız olduğu gösterilse, teorim kesinlikle
yıkılmış olacaktır" demiştir.
Darwin, 19. yüzylın ilkel bilim düzeyi içinde
canlıların indirgenebilir bir yapıda olduklarını düşünmüş
olabilir. Ancak 20. yüzyılın bilimsel bulguları, gerçekte
canlılardaki pek çok sistem ve organın, basite indirgenemez
olduklarını ortaya koymuş durumdadır. "İndirgenemez komplekslik"
adı verilen bu olgu, Darwinizm'i, tam da Darwin'in endişe
ettiği gibi "kesinlikle" yıkmaktadır.