Canlılar dünyasında birbirinden çok farklı göz
tipleri vardır. Biz genellikle omurgalılara has olan ve
az önce detaylarını incelediğimiz "kamera tipi göz" yapısını
biliriz. Bu yapı ışığın kırılması prensibiyle çalışır. Dışarıdan
gelen ışık, gözün ön kısmındaki mercekten kırılarak geçer
ve bu sayede gözün arka kısmında odaklanır.
Ancak bazı canlıların gözlerinin tasarımı, çok
daha farklı sistemlerle işler. Bunlardan biri, ıstakozun
gözünde vardır. Istakoz gözü, "kırılma" değil, "yansıma"
prensibiyle çalışır.
Istakoz gözünün ilk dikkat çeken özelliği, yüzeyinin
çok sayıda kareden oluşmasıdır. Bu kareler, arka sayfadaki
resimde görüldüğü gibi, son derece düzgündür. Amerikalı
biyolog Hartline, Science dergisindeki bir makalesinde şöyle
der:
|
Istakozun
düzgün kare yüzeylerden oluşan bir gözü vardır.
Bu düzgün kareler, aslında birer kare prizmanın
ön yüzeyidir. Istakoz gözündeki bu kare prizmaların
her birinin iç yüzeyi "ayna" yapısındadır. Bu
ayna benzeri yüzeyler ışığı kuvvetli biçimde
yansıtır. Bu ayna yüzeylerden yansıyan ışık,
daha arka taraftaki retina üzerinde kusursuz
bir biçimde odaklanır. Gözün içindeki bu prizmalar
öyle bir açıyla yerleştirilmiştir ki, hepsi
ışığı hatasız bir biçimde tek bir noktaya yansıtır.
|
|
Istakoz gözü üzerindeki bu düzgün kareler, aslında
birer kare prizmanın ön yüzeyidir. Bu yapı, arıların peteklerine
benzetilebilir. Bir peteği gördüğünüzde önce sadece altıgen
bir yüzeyle karşılaşırsınız. Ancak bu altıgen yüzeyler,
aslında içeri doğru derinliği olan altıgen prizmaların yüzeyleridir.
Istakoz gözünün farkı, şeklin altıgen değil, kare oluşudur.
İşin daha da ilginç yanı ise, ıstakoz gözündeki
bu kare prizmaların her birinin iç yüzeyinin "ayna" yapısında
olmasıdır. Bu ayna benzeri yüzeyler ışığı kuvvetli biçimde
yansıtır. Bu tasarımın en önemli noktası ise, bu ayna yüzeylerden
yansıyan ışığın, daha arka taraftaki retina üzerine kusursuz
bir biçimde odaklanmasıdır. Gözün içindeki bu prizmalar
öyle bir açıyla yerleştirilmiştir ki, hepsi ışığı hatasız
bir biçimde tek bir noktaya yansıtır.
Buradaki tasarımın ne denli olağanüstü olduğu
sanırız açıkça ortadadır. Hepsi kusursuz birer kare prizma
olan hücrelerin içi, ayna özelliği gösteren bir doku ile
kaplıdır. Dahası bu hücrelerin her biri, ışığı aynı noktaya
yansıtmak üzere çok ince bir geometrik hesapla yerlerine
yerleştirilmiştir.
Istakoz gözünün bu yapısını ilk kez detaylı olarak
inceleyen bilim adamı, İngiltere Sussex Üniversitesi'nden
araştırmacı Michael Land'dir. Land, bu göz yapısının son
derece şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcı bir tasarıma sahip
olduğunu belirtmiştir.303
Istakoz gözündeki bu tasarımın evrim teorisi
adına çok büyük bir sorun oluşturduğu ise açıktır. Öncelikle,
göz, "indirgenemez komplekslik" özelliğine sahiptir.
Eğer bu gözün ön kısmındaki kare hücreler olmasa, ya da
bu hücrelerin yansıtma özelliği olmasa veya arkadaki retina
tabakası bulunmasa, göz hiçbir şekilde işlev görmeyecektir.
Dolayısıyla ıstakoz gözünün "kademe kademe" oluştuğu ileri
sürülemez. Bu denli mükemmel bir tasarımın bir anda tesadüfen
oluştuğunu öne sürmek ise, tümüyle akıl dışıdır. Açıktır
ki, ıstakozun gözü bu mükemmel sistemiyle yaratılmıştır.
Istakoz gözünün evrim iddiasını geçersiz kılan
başka özellikleri de vardır. Bu gözün hangi canlılarda bulunduğunu
incelediğimizde, çok ilginç bir tablo ile karşılaşırız.
Istakoz örneği üzerinde incelediğimiz "yansıtma tipi göz
yapısı", sadece "kabuklular sınıfı" olarak bilinen deniz
canlılarının "uzun önayaklılar" olarak bilinen ailesinde
bulunur. Bu ailede ıstakozlar ve karidesler vardır.
Kabuklular sınıfının diğer üyelerinde ise, "yansıtma
tipi göz yapısı"ndan tümüyle farklı bir prensiple çalışan
"kırılma tipi göz yapısı"na rastlanır. Bu göz yapısında
gözün içinde yüzlerce küçük petek vardır. Ama petekler ıstakoz
gözündeki gibi kare değil, altıgen ya da yuvarlaktır. Daha
da önemlisi, bu peteklerin içinde ışığı yansıtan değil,
kıran merceklerin bulunmasıdır. Mercekler ışığı kırarak
arkadaki retina tabakası üzerinde odaklar.
Kabuklular sınıfındaki türlerin çok büyük bölümünde,
söz konusu "kırılma tipi" mercekli göz yapısı vardır. Kabukluların
sadece iki türü, ıstakoz ve karideste ise, az önce incelediğimiz
"yansıtma tipi" aynalı göz vardır. Oysa evrimcilerin
kabulüne göre, kabuklular sınıfına dahil edilen tüm canlıların
ortak bir atadan evrimleşmiş olmaları gerekir. Eğer bu iddiayı
kabul edecek olursak, "yansıtma tipi" aynalı göz yapısının
da "kırılma tipi" mercekli göz yapısından evrimleştiğini
kabul etmek durumunda kalırız.
Ancak böyle bir dönüşüm imkansızdır. Çünkü her
iki göz yapısı da kendi sistemleri içinde mükemmel çalışmaktadır
ve hiçbir "ara" aşama işe yaramayacaktır. Kabuklu bir canlının
gözlerindeki merceğin yavaş yavaş yok olması ve eskiden
merceğin bulunduğu yerde aynalı yüzeylerin oluşması, canlıyı
henüz ilk aşamada görme yeteneğinden yoksun bırakacak ve
dolasıyla doğal seleksiyon mekanizmasında elenmesine neden
olacaktır.
Açıktır ki, her iki göz yapısı iki ayrı plan
üzerine tasarlanmış ve ayrı ayrı yaratılmıştır. Bu gözlerde
öylesine kusursuz bir geometrik düzen vardır ki, bunun yanında
"tesadüf" olasılığını düşünmek bile saçma kalmaktadır.