Yani evrimci yazar Atayman, kulağın, vücudumuzun
diğer bölgelerindeki standart deri tabakalarından evrimleştiğini
düşünmekte, bas sesleri derimizde hissetmemizi de bu düşüncesine
kanıt olarak görmektedir.
Önce Atayman'ın "teorisini', sonra da "kanıtını"
ele alalım. Kulağın onlarca farklı parçadan oluşan kompleks
yapısını az önce inceledik. Bu yapının "deri tabakalarının
evrimi" ile ortaya çıktığını öne sürmek, tek kelimeyle hayal
kurmaktır. Hangi mutasyon-doğal seleksiyon süreci böyle
bir evrimi sağlayacaktır? Önce kulağın hangi parçası oluşacaktır?
Bu tesadüf ürünü parça, hiçbir işlevi olmadığı halde nasıl
doğal seleksiyon tarafından seçilecektir? Rastlantılar,
kulağın içindeki hassas mekanik dengeleri, kulak zarını,
örs, çekiç ve üzengi kemiklerini, bunları kontrol eden kasları,
iç kulağı, salyongozu, içindeki sıvıyı, tüycükleri, harekete
duyarlı hücreleri, bunların sinir bağlantılarını vs. nasıl
oluşturacaktır?
Bu soruların hiçbir cevabı yoktur. Gerçekte tüm
bu kompleks yapının "rastlantı" olduğunu öne sürmek, "insan
aklına yönelik bir saldırı"dır. Ancak Michael Denton'ın
ifadesiyle, "bir Darwinist, bu düşünceyi en ufak bir şüphe
belirtisi bile göstermeden kabul eder!"307
Evrimciler gerçekte doğal seleksiyon-mutasyon mekanizmalarının
da ötesinde, en kompleks tasarımları tesadüflerle oluşturan
"sihirli değnek"lere inanmaktadırlar.
Atayman'ın bu hayali teorisine verdiği "kanıt"
ise daha da ilginçtir. "Bas sesleri derimizde hissetmemiz
kanıt" demektedir. Ses dediğimiz kavram, gerçekte havada
yayılan bir takım titreşimlerdir. Titreşim fiziksel bir
etki olduğuna göre, elbette dokunma duyumuz tarafından da
algılanabilir. Dolayısıyla yüksek ve bas bir sesi fiziksel
olarak hissetmemiz, son derece normaldir. Dahası, bu sesler
cisimleri de fiziksel olarak etkiler. Çok güçlü kolonların
kullanıldığı bir odada pencere camlarının kırılması bunun
bir örneğidir. İlginç olan, evrimci yazar Atayman'ın bunları
"kulağın evrimi"ne bir delil sanmasıdır. Atayman, "kulak
ses titreşimini algılar, derimiz de bu titreşimden etkilenir,
demek ki kulak deriden evrimleşmiştir" diye mantık yürütmektedir.
Eğer Atayman'ın mantığı ile düşünülürse "kulak ses titreşimini
algılar, pencere camı da bu titreşimden etkilenir, demek
ki kulak pencere camından evrimleşmiştir" de denebilir.
Aklın sınırlarının bir kez dışına çıktıktan sonra, öne sürülemeyecek
"teori" yoktur.
Evrimcilerin kulağın kökeni ile ilgili olarak
ortaya attıkları diğer senaryolar da, şaşılacak derecede
tutarsızdır. Evrimciler, insan dahil, bütün memeli canlıların
sürüngenlerden evrimleştiğini iddiasındadır. Ancak sürüngenlerin
kulak yapıları ile memelilerin kulak yapıları daha önce
de belirttiğimiz gibi çok farklıdır. Bütün memeli canlılar,
az önce anlattığımız ve üç kemikten oluşan orta kulak yapısına
sahiptirler. Oysa bütün sürüngenlerin orta kulaklarında
sadece tek bir kemik vardır. Evrimciler bu durum karşısında,
sürüngenlerin çenesinde yer alan dört ayrı kemiğin, tesadüfen
yer değiştirip orta kulağa "göç ettiğini" ve yine tesadüfen
tam gereken şekli alıp örs ve üzengi kemiklerine dönüştüğünü
iddia ederler. Aynı senaryoya göre sürüngenlerin ortakulağında
var olan tek kemik de şekil değiştirerek çekiç kemiğine
dönüşmüş ve orta kulaktaki üç kemik arasındaki son derece
hassas denge tesadüfen kuruluvermiştir.308
Hiçbir bilimsel bulguya, örneğin fosil kaydına
dayanmayan bu hayali iddia, kendi içinde de son derece çelişkilidir.
Buradaki en önemli nokta, böyle hayali bir dönüşümün bir
canlıyı sağır bırakacak olmasıdır. Elbette çene kemikleri,
yavaş yavaş orta kulağının içine girmeye başlayan bir canlı
duymaya devam edemez. Bu tür bir canlı da, evrimcilerin
kendi kabullerine göre, diğer canlılar arasında dezavantajlı
hale gelip elenecektir.
Öte yandan, çene kemikleri kulaklarına doğru
hareket eden bir canlının, çenesi de sakat hale gelecektir.
Böyle bir canlının çiğneme yeteneği de çok zayıflayacak
hatta tümüyle yok olacaktır. Bu da yine canlının dezavantajlı
hale gelip elenmesi ile sonuçlanacaktır.
Evrim teorisini kulaklar konusunda çaresiz bırakan
bir diğer nokta ise, evrimcilerin ilkel saydıkları canlıların,
gelişmiş saydıkları canlılardan daha kompleks kulak yapılarına
sahip olmalarıdır. Evrimciler, amfibiyenlerin zamanla sürüngenlere
evrimleştiğini iddia ederler. Bu iddiaya göre, amfibiyenler
sürüngenlerin atasıdır ve onlardan daha ilkel olmaları gerekir.
Oysa amfibiyenlerin kulakları incelendiğinde, sürüngenlerden
çok daha karmaşık bir yapı ortaya çıkar. Amfibiyenler, kulak
zarına ve orta kulak boşluğuna sahipken, sürüngenlerde sadece
tek bir kemik vardır. Bu gerçek, evrim teorisinin iddia
ettiği "ilkelden karmaşık yapılara doğru gelişme" senaryosunu
açıkça geçersiz kılmaktadır.
Kısacası kulakların yapısının ve kökeninin incelenmesi
ile ortaya çıkan sonuçlar, evrimci varsayımları açıkça geçersiz
kılmaktadır. Evrimci bir kaynak olan The Grolier Encyclopedia,
bu durum karşısında "kulakların kökeni konusu tam bir
belirsizlik içindedir" itirafını yapar.309
Belirsizlik, evrim adınadır. Gerçekte kulaktaki sistemi
sağduyu ile inceleyen herkes, bunun bilinçli bir yaratılışın
ürünü olduğunu kolaylıkla görebilir.