Doğal seleksiyon, doğada daimi bir yaşam mücadelesi
olduğu ve bu mücadele hayatta kalanların hep "güçlü ve doğal
şartlara uygun"canlılar olacağı varsayımına dayanır. Örneğin
yırtıcı hayvanların tehdidi altında olan bir geyik sürüsü
içinde, doğal olarak hızlı kaçabilen geyikler hayatta kalacaktır.
Doğal olarak da bir süre sonra bu geyik sürüsü, hızlı koşabilen
bireylerden ibaret hale gelecektir.
Ancak dikkat edilirse bu süreç, ne kadar uzun
sürerse sürsün, geyikleri bir başka canlı türüne dönüştürmez.
Zayıf geyikler elenir, güçlüler hayatta kalır, ama sonuçta
geyiklerin genetik bilgisinde bir değişiklik olmadığı için,
bir "tür değişimi"gerçekleşmez. Geyikler ne kadar seleksiyona
uğrarlarsa uğrasınlar, geyik olarak yaşamaya devam ederler.
Geyik örneği tüm türler için geçerlidir. Doğal
seleksiyon sadece bir popülasyon içindeki sakat, zayıf ya
da çevre şartlarına uymayan bireyleri ayıklar. Yeni canlı
türleri, yeni genetik bilgi ya da yeni organlar ortaya çıkaramaz.
Yani, evrimleştiremez. Darwin de bu gerçeği "faydalı
değişiklikler oluşmadığı sürece doğal seleksiyon hiçbir
şey yapamaz" diyerek kabul etmiştir.6
İşte bu nedenle neo-Darwinizm doğal seleksiyonun yanına,
genetik bilgiyi değiştiren bir etken olarak mutasyon mekanizmasını
eklemek durumunda kalmıştır.
Mutasyonları biraz sonra ele alacağız. Ancak
öncelikle doğal seleksiyon kavramını biraz daha ayrıntılı
olarak inceleyelim ve çelişkilerini ele alalım.