Sıçramalı evrim teorisi, az önce belirttiğimiz
gibi tür oluşumuna yol açan mutasyonların çok büyük ölçeklerde
gerçekleştiğini ya da bazı bireylerin üst üste yoğun mutasyonlara
maruz kaldıklarını varsaymaktadır. Oysa bu varsayım, genetik
biliminin tüm gözlemsel verilerine aykırıdır.
Yüzyılın ünlü genetikçilerinden Fisher'ın deney
ve gözlemlere dayanarak ortaya koyduğu bir kural, bu varsayımı
açıkça geçersiz kılmaktadır. Fisher, bir "mutasyonun bir
canlı popülasyonunda kalıcı olabilmesinin, mutasyonun fenotip
üzerindeki etkisiyle ters orantılı" olduğunu bildirir.139
Bir başka deyişle, bir mutasyon ne kadar büyük olursa, toplulukta
kalıcı olması şansı da o kadar azalır.
Bunun nedenini görmek de zor değildir. Mutasyonlar,
önceki bölümlerde incelediğimiz gibi, canlıların genetik
bilgisinde rastlantısal değişiklikler oluştururlar ve hiçbir
zaman canlının genetik bilgisini geliştiren bir etkileri
yoktur. Aksine, mutasyondan etkilenen bireyler ciddi hastalık
ve sakatlıklara maruz kalır. Dolayısıyla bir birey mutasyondan
ne kadar fazla etkilenirse, yaşama şansı da o kadar azalacaktır.
Darwinizm'in duayeni Ernst Mayr, bu konuda
şu yorumu yapar:
Mutasyonlar sonucunda
genetik canavarların oluşması gerçekten de gözlemlenen bir
olgudur, fakat bunlar o kadar garibe canlılardır ki, ancak
"şanssız canavarlar" olarak tanımlanabilir. O denli
dengesizleşmişlerdir ki, dengeleyici seleksiyon mekanizması
tarafından elenmekten kurtulmak için hiçbir şansları yoktur...
Gerçekte bir mutasyon fenotipi ne kadar çok etkilerse,
onun (doğal ortama olan) uygunluğunu o kadar azaltır.
Bu tip radikal bir mutasyonun, farklı bir adaptasyon sağlayacak
yeni bir fenotip oluşturacağına inanmak, bir mucizeye inanmak
demektir... Bu "şanssız canavara" çiftleşeceği uygun bir
eş bulmak ve bunların, popülasyonun normal bireylerinden
türeyici bir biçimde izole edilmeleri de, bence asla aşılamayacak
zorluklardır.140
Sıçramalı evrim modelinin
iki ünlü savunucusu; Stephen Jay Gould ve Niles Eldredge.
|
Mutasyonların evrimsel bir gelişme sağlamadığı
açıktır ve bu gerçek hem neo-Darwinizm'i hem de sıçramalı
evrim teorisini çıkmaza sürüklemektedir. Mutasyon bir tahrip
mekanizması olduğuna göre, sıçramalı evrim savunucularının
sözünü ettikleri makromutasyonlar, canlılar üzerinde "makro"
düzeyde tahribatlar oluşturacaktır. Kimi evrimciler, DNA'daki
"düzenleyici genler" (regulatory genes) üzerinde
oluşan mutasyonlara umut bağlamaktadır. Ama diğer mutasyonlar
için geçerli olan tahrip edici özellik, bu mutasyonlar için
de geçerlidir. Sorun, mutasyonun rastgele bir değişim olması
sorunudur; genetik bilgi gibi kompleks bir yapı üzerindeki
her türlü rastgele değişim, zararlı sonuçlar verir.
Genetikçi Lane Lester ve popülasyon genetikçisi
Raymond Bohlin, The Natural Limits to Biological Change
adlı kitaplarında söz konusu mutasyon çıkmazını şöyle anlatırlar:
Sonuçta dönüp-dolaşıp
gelinen temel nokta, herhangi bir evrim modelinde, her türlü
genetik varyasyonun mutlak kökeninin mutasyon oluşudur.
Bazıları, küçük mutasyonların birikmesi düşüncesinin sonuçlarından
rahatsız olmakta ve evrimsel yeniliklerin kökenini açıklamak
için makromutasyonlara yönelmektedir. Goldschmidt'in şanslı
canavarları gerçekten de geri dönmüştür. Ancak makromutasyonlar
tarafından etkilenen popülasyonlar, gerçekte yaşam mücadelesinde
yenik düşen popülasyonlar haline gelmektedir. Makromutasyonların,
komplekslik artışı sağlanmasının (genetik bilgiyi geliştirmesinin)
ise izi bile yoktur. Eğer yapısal gen mutasyonları (küçük
mutasyonlar) gerekli değişimleri oluşturmakta yetersiz kalıyorlar
ise, düzenleyici genler üzerindeki mutasyonlar daha da işe
yaramaz olacaktır, çünkü adaptasyon sağlamayan ve hatta
yıkıcı etkiler oluşturacaktır... Bir nokta son derece açıktır:
Mutasyonların, ister büyük isterse küçük olsunlar, sınırsız
bir biyolojik değişim oluşturabilecekleri tezi, bir olgudan
çok bir inanç olarak kalmaya devam etmektedir.141
Gözlem ve deneyler, mutasyonların genetik bilgiyi
geliştirmediğini ve canlıları tahrip ettiğini gösterirken,
sıçramalı evrim savunucularının mutasyonlardan neo-Darwinistler'den
bile daha büyük "başarılar" beklemeleri, açık bir tutarsızlıktır.
  
139 R.
A. Fisher, "The Genetical Theory of Natural Selection", Oxford,
Oxford Univesity Press, 1930
140 Ernst Mayr, Populations,
Species, and Evolution, Cambridge, Mass: Belknap Press, 1970,
s. 235
141 Lane Lester, Raymond
Bohlin, The Natural Limits to Biological Change, Probe Books,
Dallas, 1989, s. 141
|