Farklı canlı türlerinin ortak bir atadan geldikleri
iddiası, gözlemsel biyolojinin bulguları tarafından desteklenmediğine
göre, bu iddianın bilim dışı olduğu sonucuna varabiliriz.
Ancak bize bu konuda ışık tutacak asıl bilim
dalı, paleontolojidir, yani fosil bilimi. Evrim, tarihte
yaşandığı iddia edilen bir süreçtir ve bizlere canlılığın
tarihi hakkında bilgi verecek yegane bilimsel kaynak da
fosil bulgularıdır. Ünlü Fransız zoolog Pierre Grassé, bu
konuda şunları söyler:
Doğabilimciler unutmamalıdırlar
ki, evrim süreci sadece fosil kayıtları aracılığıyla açığa
çıkar… Sadece paleontoloji (fosil bilimi) evrim konusunda
delil oluşturabilir ve evrimin gelişimini ve mekanizmalarını
gösterebilir.32
Fosil kayıtlarının bu konuda bize ışık tutabilmesi
için de, evrim teorisinin öngörüleri ile fosil bulgularını
birbirleriyle karşılaştırmamız gerekir.
|
|
Canlılığın
kökenine ışık tutan en önemli bilim dalı paleontoloji,
yani fosil bilimidir. İki yüzyıldır büyük bir çabayla
incelenen fosil yatakları, Darwin'in teorisinin tam
aksi bir tablo ortaya koymaktadır. Türler, evrimleşerek
ortaya çıkmamışlar, bir anda ve farklı yapılarıyla yeryüzünde
belirmişlerdir. |
Evrim teorisine göre bütün canlılar birbirlerinden
türemişlerdir. Önceden var olan bir canlı türü, zamanla
bir diğerine dönüşmüş ve bütün türler bu şekilde ortaya
çıkmışlardır. Teoriye göre bu dönüşüm yüz milyonlarca senelik
uzun bir zaman dilimini kapsamış ve kademe kademe ilerlemiştir.
Bu durumda, iddia edilen uzun dönüşüm süreci içinde sayısız
"ara türler"in oluşmuş ve yaşamış olmaları gerekir.
Örneğin geçmişte, balık özelliklerini hala
taşımalarına rağmen, bir yandan da bazı sürüngen özellikleri
kazanmış olan yarı balık-yarı sürüngen canlılar yaşamış
olmalıdır. Ya da sürüngen özelliklerini taşırken, bir yandan
da bazı kuş özellikleri kazanmış sürüngen-kuşlar ortaya
çıkmış olmalıdırlar. Bunlar, bir geçiş sürecinde oldukları
için de, sakat, eksik, kusurlu canlılar olmalıdır. Geçmişte
yaşamış olduklarına inanılan bu teorik canlılara "ara geçiş
formu" adı verilir.
Eğer gerçekten bu tür canlılar geçmişte yaşamışsa,
bunların sayılarının ve türlerinin milyonlarca hatta milyarlarca
olması gerekir. Ve bu canlıların kalıntılarına mutlaka fosil
kayıtlarında rastlanması gerekir. Çünkü bu ara geçiş formlarının
sayısının bugün bildiğimiz hayvan türlerinden bile fazla
olması ve dünyanın dört bir yanının fosilleşmiş ara geçiş
formu kalıntılarıyla dolu olması lazımdır. Bu gerçek Darwin
tarafından da kabul edilmiş ve Darwin, Türlerin Kökeni'nde
bunu şöyle açıklamıştır:
Eğer teorim doğruysa, türleri birbirine bağlayan
sayısız ara-geçiş çeşitleri mutlaka yaşamış olmalıdır...
Bunların yaşamış olduklarının kanıtları da sadece fosil
kalıntıları arasında bulunabilir.33
Ancak bu satırları yazan Darwin, bu ara formların
fosillerinin bir türlü bulunamadığının farkındaydı. Bunun
teorisi için büyük bir açmaz oluşturduğunu da görüyordu.
Bu yüzden, Türlerin Kökeni kitabının "Teorinin Zorlukları"
(Difficulties on Theory) adlı bölümünde şöyle yazmıştı:
Eğer gerçekten türler
öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız
ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün doğa bir karmaşa
halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde?
Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak
kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz... Niçin
her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu
değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır
ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük
itiraz olacaktır.34
Darwin'in bu büyük açmaz karşısında öne sürdüğü
tek açıklama ise, o dönemdeki fosil kayıtlarının yetersiz
olduğuydu. Fosil kayıtları detaylı olarak incelendiğinde,
kayıp ara formların mutlaka bulunacağını iddia etmişti.
  
32 Pierre
Grassé. Evolution of Living Organisms. (New York, Academic
Press, 1977). s. 82
33 Charles Darwin, The
Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard
University Press, 1964, s. 179
34 Charles Darwin, The
Origin of Species, s. 172, 280
|