Acaba ara form fosillerinin yokluğu karşısında,
Darwin'in 140 yıl önce savunduğu "ara formlar şimdi yok,
ama yeni araştırmalarla bulunabilir" argümanı hala geçerli
midir? Bir başka deyişle, yapılan tüm fosil araştırmalarının
sonucuna bakarak, ara formların gerçekte hiçbir zaman yaşamadıklarının
kabul edilmesi mi gerekir, yoksa yeni araştırmaların sonuçları
beklenmeli midir?
Bu soruya verilecek cevabı, elbette elimizdeki
fosil kayıtlarının zenginliği belirler. Paleontolojik verilere
baktığımızda ise, fosil kayıtlarının olağanüstü derecede
zengin olduğunu görürüz. Dünyanın farklı bölgelerinden elde
edilmiş milyarlarca fosil örneği vardır. Bu fosillere bakılarak,
250 bin farklı canlı türü tanımlanmıştır ve bunlar, şu anda
yaşamakta olan yaklaşık 1,5 milyon türe olağanüstü derecede
benzerdir. 40 (Yaşamakta
olan bu 1.5 milyon türün 1 milyon kadarı böceklere aittir.)
Ve bu denli zengin bir fosil kaynağına rağmen hiçbir ara
form bulunamamışken, yeni kazılarla ara formlar bulunması
mümkün gözükmemektedir.
Glasgow Üniversitesi paleontoloji profesörü
T. Neville George, bu gerçeği yıllar önce şu şekilde kabul
etmiştir:
Fosil kayıtlarının (evrimsel)
zayıflığını ortadan kaldıracak bir açıklama yapmak artık
mümkün değildir. Çünkü elimizdeki fosil kayıtları son derece
zengindir ve yeni keşiflerle yeni türlerin bulunması imkansız
gözükmektedir... Her türlü keşfe rağmen fosil kayıtları
hala (türler arası) boşluklardan oluşmaya devam etmektedir.41
Harvard Üniversitesinden ünlü paleontolog Niles
Eldredge ise, Darwin'in "fosil kayıtları yetersiz, ara formları
o yüzden bulamıyoruz" iddiasının geçerli olmadığını şöyle
açıklamaktadır:
Tüm deliller, fosil kayıtlarının
ortaya koyduğu sonucun doğru olduğunu göstermektedir: (Fosil
kayıtlarında) gördüğümüz boşluklar, hayatın tarihindeki
gerçek olayları yansıtmaktadır, bunlar yetersiz bir
fosil birikiminin sonucu değildir.42
Bir başka Amerikalı paleontolog R. Wesson da,
1991'de yayınlanan Beyond Natural Selection adlı
kitabında "fosil kayıtlarındaki boşlukların gerçek ve olgusal"
olduklarını şöyle açıklamaktadır:
Ne var ki, fosil kayıtlarındaki
boşluklar gerçektir. Herhangi bir (evrimsel) soyoluşumunu
gösterecek kayıtların yokluğu, son derece olgusaldır. Türler
genellikle çok uzun zaman dilimleri boyunca sabit kalırlar.
Türler ve özellikle cinsler hiçbir zaman yeni bir türe ya
da cinse doğru evrim göstermezler. Bunun yerine, bir tür
ya da cinsin bir diğeriyle yer değiştirdiği gözlenir. Değişim
ise çoğunlukla anidir.43
Bu durum, evrim teorisinin 140 yıldır öne sürdüğü
"ara form fosilleri bulunmuş değil, ama ileride bulunabilir"
argümanının artık geçerli olmadığını göstermektedir. Fosil
kayıtları canlılığın kökenini anlamak için yeterince zengindir
ve karşımıza somut bir tablo çıkarmaktadır: Farklı canlı
türleri, aralarında evrimsel "geçiş formları" olmadan, yeryüzünde
bir anda ve farklı yapılarıyla, ayrı ayrı ortaya çıkmışlardır.
  
40 David
Day, Vanished species, Gallery Books. New York. 1989.
41 T. N. George, "Fossils
in Evolutionary Perspective", Science Progress, cilt 48, Ocak
1960, s. 1, 3.
42 N. Eldredge and I.
Tattersall, The Myths of Human Evolution, Columbia University
Press, 1982, s. 59 
43 R. Wesson, Beyond
Natural Selection, MIT Press, Cambridge, MA, 1991, s. 45 
|