"Doğal seleksiyonun
evrimleştirici gücü vardır.Sanayi Devrimi kelebekleri buna
bir örnektir.
Açıklama: Ders kitaplarında
yer alan bir başka yanlış anlatım, doğal seleksiyonun canlıları
evrimleştiren ve dolayısıyla yeni türler oluşturabilen bir
mekanizma olarak gösterilmesidir.
Doğal seleksiyon kavramı, bulundukları coğrafi
konumun doğal şartlarına uygun yapıda olan canlıların hayatlarını
ve nesillerini sürdüreceklerini, uygun yapıda olmayanların
ise yok olacaklarını öngörür. Örneğin yırtıcı hayvanların
tehdidi altında olan bir geyik sürüsü içinde, doğal olarak
hızlı kaçabilen geyikler hayatta kalacaktır. Ama bu süreç,
ne kadar uzun sürerse sürsün, geyikleri bir başka canlı türüne
dönüştürmez. Geyikler hep geyik olarak kalırlar.
Doğal seleksiyon, Darwin'den önceki biyologlar
tarafından da bilinen, ancak "türlerin bozulmadan sabit
kalmalarını sağlayan bir mekanizma" olarak tanımlanan
bir doğal süreçtir. İlk kez Darwin bu sürecin evrimleştirici
bir gücü olduğu iddiasını ortaya atmış, tüm teorisini de bu
iddiaya dayandırmıştır. Kitabına verdiği isim, doğal seleksiyonun
Darwin'in teorisinin temeli olduğunu gösterir: Türlerin Kökeni,
Doğal Seleksiyon Yoluyla...
Oysa Darwin'den bu yana, doğal seleksiyonun canlıları
evrimleştirdiğine dair tek bir bulgu ortaya konamamıştır.
Ünlü bir evrimci olan İngiltere Doğa Tarihi Müzesi baş paleontoloğu
Colin Patterson, bu gerçeği şöyle kabul etmektedir:
Hiç kimse doğal seleksiyon mekanizmalarıyla yeni
bir tür üretememiştir. Hiç kimse böyle bir şeyin yakınına
bile yaklaşamamıştır. Bugün Neo-Darwinizm'in en çok tartışılan
konusu da budur.
Evrimcilerin doğal seleksiyonun sözde evrimleştirici
gücü olduğuna dair verdikleri en klasik örnek Sanayi Devrimi
sırasında İngiltere'deki iki kelebek türünün sayılarındaki
değişimdir. Sanayi devrimi öncesinde İngiltere'nin Manchester
yöresindeki ağaçların kabukları açık renkli olduğundan, bunların
üzerine konan koyu renkli güve kelebekleri kuşlar tarafından
rahatça ayırt edilip avlanmışlardır. Bu nedenle koyu renkli
kelebeklerin sayısı kendilerini daha iyi kamufle eden açık
renklilere göre azalmıştır. Ancak Sanayi Devrimi sonrasında
koyulaşan ağaç kabukları üzerinde bu sefer de açık renklilere
göre daha zor ayırt edilen koyu renkli kelebeklerin sayısı
artmıştır. Açık renklilerin sayısı ise azalmıştır.
Evrimciler bu olayı, "açık renkli kelebekler
doğal seleksiyonla koyu renkli kelebeklere dönüştüler"
şeklinde yorumlayarak evrime kanıt gibi göstermeye çalışmaktadırlar.
Bu iddia, ders kitaplarımızda da aynı mantıkta anlatılmaktadır.
Oysa, olay yalnızca koyu renklilerin avantajlı hale gelerek
daha çok hayatta kalma ve çoğalma imkanı bulmaları, bu avantajı
kaybeden açık renklilerin ise sayıca azalmalarından ibarettir.
Açık renkli kelebek türü evrim geçirerek koyu renkli kelebek
türüne dönüşmemiştir. Zira her iki renkteki tür de baştan
beri mevcuttur. Yalnızca değişen şartlara göre iki türün sayıları
arasında bir farklılık meydana gelmiştir.
Tanımından ve Sanayi Devrimi kelebekleri örneğinden
de anlaşılacağı gibi doğal seleksiyonun evrim teorisine kazandırdığı
hiçbir şey yoktur. Doğal seleksiyonun bir türe yeni bir organ
ekleyip, yeni bir özellik katma, bir türün genetik bilgisini
zenginleştirme, bir türü bir başka türe dönüştürme, yani evrimleştirme
gibi bir gücü yoktur.
Dolayısıyla, ders kitaplarında yer alan "doğal
seleksiyonun evrimleştirici gücü vardır, Sanayi Devrimi kelebekleri
buna bir örnektir" şeklindeki yorumlar, bilimsel bulgularla
açıkça çelişen açıklamalardır.
Yine Kelime Oyunları ve Mantık Çelişkileri
Evrim teorisinin (Neo-Darwinizm'in) iddiası,
doğal seleksiyon ve mutasyonun birlikte çalışan iki evrimleştirici
mekanizma olduğudur. Bu iddiaya göre, mutasyonlar bazen canlılara
yeni bir genetik bilgi (dolayısıyla yeni ve yararlı bir özellik)
eklerler ve bu da doğal seleksiyonla seçilir. Evrim teorisinin
bu iddiası, ders kitaplarında da tekrarlanmakta ve buraya
kadar ele aldığımız mutasyon-doğal seleksiyon anlatımları
yapılmaktadır.
Ancak evrim teorisi bilimsellik iddiasında olduğuna
göre, mutasyon-doğal seleksiyon mekanizmalarının gerçekten
evrimleştirici güce sahip olduklarını gösterecek gözlemlenmiş
somut örnekler ortaya koymak zorundadır. Oysa evrimciler bunu
yapamamaktadırlar, çünkü genetik bilgiyi artıran bir mutasyon
şimdiye kadar asla gözlemlenmemiştir. Gözlemlenmiş ya da laboratuvarda
denenmiş tüm mutasyonlar, önceki sayfalarda da belirttiğimiz
gibi genetik bilgiyi tahrip edici, dolayısıyla zararlı özelliktedirler.
Bazı ders kitaplarının yazarlarının, bu gerçek
karşısında önceki sayfalarda değindiğimize benzer bir göz
boyamaya gittiklerini görüyoruz. Bu yazarların kitaplarında,
önce mutasyon-doğal seleksiyon mekanizmaları ile ilgili klasik
evrimci anlatımlar yapılmaktadır. Ardından da, "Bu mekanizmanın
gözlemlendiği pek çok örnek vardır" denmekte ve birkaç
örnek sayılmaktadır. Ancak bir nokta çok ilginç ve önemlidir.
Sayılan tüm örnekler, genetik bilgiyi tahrip eden ve canlılara
zarar veren mutasyonların doğal seleksiyonla elenmesi ile
ilgilidir. Örneğin Öner Gücün adlı yazar tarafından kaleme
alınan Liseler İçin Ders Kitabı, Biyoloji 3 adlı kitapta şu
örnek yer almaktadır:
Hemofili genini taşıyan hemofili hastası insanların
hayatlarını sürdürmeleri normal insanlara göre oldukça zordur.
Hemofili hastalarının çocuk sayıları da azdır. Dolayısıyla
hemofili geni sürekli olarak seleksiyona uğrar. Bundan dolayı
da hemofili geninin frekansı popülasyonda azalır. Seleksiyona
uğrayan genin frekansı sürekli azalmasına rağmen tamamen kaybolmaz.
Normal frekansını korur. Halbuki seleksiyon sonucu bu genlerin
tamamen ortadan kalkması gerekir. Günümüzde hala hemofili
geni mevcuttur. Hemofili geninin kaybolmamasının nedeni, normal
genlerin mutasyonla hemofili genine dönüşmesidir.
Burada çok önemli bir noktaya dikkat çekmek gerekir:
İnsanların mutasyon yüzünden hemofili hastalığına yakalanması,
sonra da doğal seleksiyon yoluyla bu hastaların sayılarının
azalması, "evrim"e delil değildir. Aksine bu örnek,
mutasyon-doğal seleksiyon mekanizmalarının canlıların yapısını
geliştirmediğini, sadece bozulmaktan koruduğunu ve sabit tuttuğunu
gösterir. Ama ne yazık ki bu gibi örnekler, büyük bir mantık
çelişkisi içinde, ders kitaplarını okuyan çocuklarımıza "evrimin
bilimsel delilleri" olarak öğretilmektedir.
Bu nedenlerle, ders kitaplarında kullanılan üslubun,
"Doğal seleksiyon ve mutasyon mekanizmalarının bir canlıyı
evrimleştirdiğine dair bilimsel bir veri yoktur. Bu iki mekanizma,
türleri bozulmaktan koruyarak sabit tutan mekanizmalardır"
şeklinde değiştirilmesi gerekmektedir.
İddianın Yer Aldığı Ders Kitapları:
İlköğretim Fen Bilgisi Ders Kitabı 8,
Bahattin Soydan, Hüseyin Başak, Hülya Soydan, İstanbul:Serhat
Yayınevi, 1996, s. 170, 172.
İlköğretim Fen Bilgisi 8, Ders Kitabı, N. Sefa Çimen, Hayrettin
Sönmez, Osman Yılmaz, İstanbul:Salan Yayınları, s. 198.
İlköğretim Fen Bilgisi Ders Kitabı 8, Bahattin Soydan, Hüseyin
Başak, Hülya Soydan, Ankara: Serhat Yayınevi, s. 170-171
İlköğretim Fen Bilgisi Ders Kitabı 8, Cengiz Yalçın, Hamza Yılmaz,
Musa Doğan, Selma Şimşek, Şevket Üzün, Tevfik Yıldırım, Nuri
Korkmaz, Gülçin Gültiken, Cemile Taşçıoğlu, Arife Evrensel,
Sadakat Özdemir, İstanbul:Milli Eğitim Basımevi, 1997, s. 179.
İlköğretim Fen Bilgisi Ders Kitabı 8, Nihat Bilgin, Kemal Çağıcı,
Ankara: Yaprak Yayınları, 1996, s. 163