"Evrim günümüzde de gözlemlenmektedir.
Evcilleştirme ya da canlı türleri içindeki çeşitlilikler
bunun ispatıdır."
Açıklama:
Ders kitaplarında yoğun olarak tekrarlanan bir iddia da,
evrim teorisinin gözlemlenebilir biyolojik olaylarla desteklendiği
iddiasıdır. Ders kitaplarının yazarları, aynı canlı türüne
ait grupların çeşitliliğini ya da çeşitli ıslah yöntemleriyle
insanlar tarafından canlı türleri içinde gerçekleştirilen
farklılıkları Darwinizm'e bir delil sanmakta ve öyle göstermektedirler.
Bu gibi örneklere dayanan ders kitabı yazarları, "Evrim
bugün de devam etmektedir" ya da "Evrim doğada
gözlemlenebilmektedir" gibi yanlış yorumlar yapmaktadırlar.
Bu, büyük bir yanılgıdır ve "evrim"
ile "varyasyon" kavramlarının birbirine karıştırılmasından
kaynaklanmaktadır.
Varyasyon genetik bir terimdir ve "çeşitlilik"
anlamına gelir. Bilindiği gibi eşeyli üreyen canlılar,
genetik bilgilerini anne ve babadan gelen kromozomların
birleşmesi ile elde ederler. Bu olay, bir canlı türünün
çok geniş bir genetik bilgi kapasitesine sahip olmasını
sağlar. Çünkü kalıtsal özellikler nesilden nesile aktarılmakta
ve farklı kompozisyonlarda (rekombinasyon) bir araya gelmektedirler.
İşte genetik bilginin bu zenginliği, bir canlı türünün
içinde geniş bir çeşitlilik sağlar.
Örneğin yeryüzündeki insanların hepsi temelde
aynı genetik bilgiye sahiptirler, ama bu genetik bilginin
izin verdiği varyasyon potansiyeli sayesinde kimisi çekik
gözlüdür, kimisi kızıl saçlıdır, kimisinin burnu uzun,
kimisinin boyu kısadır. Aynı şekilde bitkiler ya da hayvanlarda
da geniş bir genetik potansiyel vardır. Bir canlı türünün
sahip olduğu bu genetik potansiyele "gen havuzu"
adı verilir.
Gen havuzu, çeşitlilik sağladığı gibi, aynı
zamanda bu çeşitliliğin sınırlarını da belirler. Örneğin
insanların gen havuzunun genişliği sayesinde, farklı saç
tiplerine sahip olan insanlar doğar (kıvırcık, düz saçlı,
sarı, siyah renkli gibi). Ama insanların gen havuzunda
kuş tüylerine ait bir bilgi yoktur. Onun için doğan milyarlarca
insanın tek birinde bile, saç yerine kuş tüyü çıkmaz.
İşte bu nedenle de varyasyonla evrimin bir
ilgisi yoktur; çünkü varyasyon, zaten var olan genetik
bilginin farklı eşleşmelerinin ortaya çıkmasından ibarettir
ve genetik bilgiye yeni bir özellik kazandırmaz. Oysa
evrimin iddiası, farklı canlı türlerinin genetik havuzlarının
birbirine dönüştüğüdür. Örneğin evrimin iddiasına göre,
gen havuzlarında sadece pul bilgisi olan sürüngenler,
tarihte bir zamanlar tesadüfen kuş tüyü bilgisine de sahip
olmaya başlamışlar ve böylece kuşların evrimi başlamıştır.
Bu, gözlemlenen genetik kurallarının dışında kalan bir
iddia olduğu için, bilim değil spekülasyondur.
Varyasyonların zamanla birikerek evrim oluşturamadıkları
da, bugün kesin olarak bilinen bir gerçektir.
Darwin, teorisini ortaya
attığında bu gerçeğin farkında değildi. Varyasyonların
bir sınırı olmadığını sanıyordu. 1844'te yazdığı bir yazısında,
"çoğu yazar doğadaki varyasyonun bir sınırı olduğunu
kabul ediyor, ama ben bu düşüncenin dayandığı tek bir
somut neden bile göremiyorum" demişti. Türlerin Kökeni
adlı kitabında da çeşitli varyasyon örneklerini teorisinin
en büyük delili gibi göstermişti. Darwin'in, bu "sınırsız
değişim" fikrini en iyi ifade eden ise, Türlerin
Kökeni adlı kitabında yazdığı şu cümleydi:
Bir ayı cinsinin doğal seleksiyon yoluyla
giderek daha fazla suda yaşamaya uygun özellikler elde
etmesinde, giderek daha büyük ağızlara sahip olmasında
ve sonunda bu canlının dev bir balinaya dönüşmesinde hiçbir
zorluk göremiyorum.
Varyasyon, bir canlı türü içinde oluşan genetik
çeşitlenmedir. Örneğin köpek türünün içinde, seçici çiftleştirme
ya da coğrafi izolasyon sonucunda farklı köpek cinsleri
ortaya çıkar. Buradaki önemli nokta, bu farklı köpek cinslerinin
hiçbirinin yeni bir genetik bilgiye sahip olmamasıdır.
Hepsi, köpek cinsine ait olan genetik bilginin sınırları
içinde kalırlar.
Darwin bu farklılığın evrime delil oluşturduğunu
sanmıştır. Ama 20. yüzyıl bilimi, varyasyonun sadece bir
türün sınırları içinde gerçekleştiğini ve asla yeni türler
ortaya çıkarmadığını ispatlamış bulunmaktadır.
Oysa 20. yüzyıl bilimi ortaya çıkarmıştır
ki, ayılar ne denli farklı varyasyonlar ortaya çıkarırlarsa
çıkarsınlar, ayı olarak kalmaya devam ederler. Belki bazı
ayıların tüyleri koyu renkli, bazılarınınki açık renkli
olabilir. Bu farklı varyasyonlar farklı coğrafyalara göç
ederek farklı ayı popülasyonları da oluşturabilirler.
Ama ayıların içinden ayrı bir canlı türünün doğması mümkün
değildir. Çünkü bütün değişimler, ayıların sahip oldukları
gen havuzu ile sınırlıdır.
Ders kitaplarında ise bu gibi varyasyon örnekleri
"evrim" sanılmakta ve öyle gösterilmektedir.
Bu konuda iki temel olaydan söz edilmektedir: Farklı varyasyonların
evcilleştirme yöntemiyle ıslah edilmesi ya da coğrafi
engellerin varyasyonları biribirinden uzaklaştırması.
Önce coğrafi engeller konusundan söz edelim.
Bir canlı türünün genetik havuzunun geniş bir potansiyele
sahip olduğunu söylemiştik. Eğer bir canlı türü, coğrafi
bir engel (toplu göç, bir nehrin yatağının değişmesi,
doğal afetler vb.) nedeniyle birbiri ile ilişkisi kesilen
iki ya da daha fazla gruba ayrılırsa, bu kez gen havuzu
da bölünmüş olur. Kendi içine kapanan gruplarda, zamanla
farklı kalıtsal özellikler baskın çıkar ve bu gruplar
birbirlerinden farklılaşırlar. İnsan ırklarının oluşumu
da böyledir. Sarı ırk olarak bilinen Uzakdoğulular, kendi
içine kapalı bir gen havuzuna sahiptirler ve çekik gözlülük,
kısa boyluluk gibi faktörler o gen havuzunda baskın çıkmıştır.
Zenciler, beyaz ırk ya da kızılderililer de aynı süreçle
farklılaşmışlardır. Tek bir ortak atadan gelmelerine rağmen,
sahip oldukları genetik çeşitlenme potansiyeli, insanları
ırklara ayırmıştır.
Ancak elbette bu durumun "insanın evrimi
masalı" ile hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü çeşitlilik,
gen havuzunun sınırları içinde gerçekleşmektedir ve insanlara
yeni bir genetik bilgi eklenmemektedir.
İşte ders kitaplarında anlatılan genetik
çeşitlilikler (örneğin Porto Santo adasına yerleştirilen
bir tavşan türünün zaman içinde farklılaşarak aynı türdeki
tavşanlar ile çiftleşmemeye başlaması gibi çeşitlenmeler)
aynı genetik kurallar içinde gerçekleşen varyasyonlardır.
Evrimle ilgileri yoktur.
Kitaplarda anlatılan ikinci varyasyon örneği
ise, coğrafi engellerle değil, insanlar tarafından bilinçli
yapılan çeşitlendirmedir: Evcilleştirme ya da farklı hayvan
cinslerinin ıslahı. Örneğin farklı inek cinsleri birbirleri
ile çiftleştirilerek bol süt veren inekler elde edilmekte,
ya da köpek yetiştiricileri hızlı koşan ve güçlü köpek
cinsleri yetiştirmektedirler. Bunların hepsi, gen havuzunun
bilinçli bir şekilde ıslahıdır ve canlılara yeni bir genetik
bilgi eklemeyen, yani evrimle ilgisi olmayan genetik olaylardır.
Tüm bu varyasyon örneklerinin evrime delil
oluşturmamasının en önemli nedeni, başta da belirttiğimiz
gibi, varyasyonların kesin sınırlar içinde gerçekleşmesidir.
Bu gerçek, 20. yüzyıl bilimi tarafından ispat edilmiş
ve "genetik değişmezlik" (genetik homoestatis)
adı verilen bir ilkeyi ortaya çıkarmıştır.
Darwin Retried adlı kitabıyla Darwinizm'in
geçersizliğini ortaya koyan Norman Macbeth bu konuda şöyle
yazar:
Sorun canlıların gerçekten de sınırsız bir
biçimde varyasyon gösterip göstermedikleridir... Türler
her zaman için sabittirler. Yetiştiricilerin yetiştirdikleri
değişik bitki ve hayvan cinslerinin belirli bir noktadan
ileri gitmediğini, hatta hep orijinal formlarına geri
döndüğünü biliriz.
Hayvan yetiştiriciliği konusunda dünyanın
en önemli uzmanlarından biri sayılan Luther Burbank bu
gerçeği, "Bir canlıda oluşabilecek muhtemel gelişmenin
bir sınırı vardır ve bu kanun, bütün yaşayan canlıları
belirlenmiş bazı sınırlar içinde sabit tutar" diyerek
ifade etmektedir.
Bu gerçeklerden haberdar olmayan ve 19. yüzyılın
ilkel bilim anlayışı içinde hayaller kuran Darwin ise,
varyasyonların sınırsız olduğunu ve dolayısıyla varyasyon
yoluyla yeni canlı türleri ortaya çıktığını sanmıştır.
Danimarkalı bilim adamı W. L. Johannsen, Darwin'in bu
yanılgısını şöyle açıklar:
Darwin'in bütün vurgusunu üzerine dayandırdığı
varyasyonlar, gerçekte belirli bir noktanın ilerisine
götürülemezler ve bu nedenle varyasyonlar 'sürekli değişim'in
(evrimin) nedenini oluşturmazlar.
Kısacası, bir canlı türü içinde farklı varyasyonların
(hayvan yetiştiriciliğiyle veya doğal yollarla) ortaya
çıkmasının, tüm canlı türlerinin tek bir ortak atadan
tesadüflerle oluştuğunu iddia eden evrim teorisine kazandırdığı
hiçbir şey yoktur. Varyasyonlar, yaratılışı savunan tüm
biyologlar tarafından kabul edilen bir konudur ve bugün
hiçbir ciddi evrimci de varyasyon konusunun evrime delil
oluşturduğunu iddia etmemektedir. Varyasyonu evrime delil
sanmak, ancak Darwin'in ilkel bilim anlayışına yakışan
bir bilgisizliktir.
Ancak üzücü olan, bu bilgisizliğin ders kitaplarımızda
ısrarla tekrarlanmasıdır. Pek çok ders kitabı yazarı,
varyasyon ve evcilleştirme konularında örnekler sıralamakta
ve sonra da "bunlar canlıların evrimleştiğinin gözlemlenmiş
kanıtlarıdır" gibi yorumlarda bulunmaktadırlar. Ders
kitaplarının bilimsel bulgulara uygun hale getirilmesi
için, elbette ki bu tür yanlış 19. yüzyıl yorumlarının
ayıklanması gerekmektedir.

İddianın Yer Aldığı Ders Kitapları:
Ortaokul Fen Bilgisi 8, Ders Kitabı,
Bekir Onat, Mümin Hatipoğlu, Musa Acılıoğlu, İstanbul:Özer
Yayınları, s. 167.
İlköğretim Fen Bilgisi 8, Ders Kitabı, N. Sefa Çimen,
Hayrettin Sönmez, Osman Yılmaz, İstanbul:Salan Yayınları,
s. 198.
İlköğretim Fen Bilgisi Ders Kitabı 8, Bahattin Soydan,
Hüseyin Başak, Hülya Soydan, Ankara:Serhat Yayınevi, s.
170-171.
Lise 3 Biyoloji, Selim Korkmaz, Özer Bulut, Davut Sağdıç,
İstanbul:Milli Eğitim Basımevi, 1998, s. 185.
İlköğretim Fen Bilgisi 8, Tekin Polat, Nermin Biçer, İstanbul:Gendaş
Yayıncılık, s. 184.
İlköğretim Fen Bilgisi Ders Kitabı 8, Bahattin Soydan,
Hüseyin Başak, Hülya Soydan, İstanbul: Serhat Yayınevi,
1996, s. 169-170.
Biyoloji 3, Liseler için Ders Kitabı, Öner Gücün, Ankara:Pasifik
Ders Kitapları A.Ş., s. 106-110,